14 Aralık 2016 Çarşamba

Kahve Bahane - 4 / İstanbul Blogger Buluşması ~~

Selamlar Millet!

Blogger dostlarımızla daha öncesinde iki kere gerçekleştirdiğimiz Kahve Bahane etkinliğimizin üçüncüsü için de tarihimiz belli oldu! Gelip bizimle olmak isteyen herkesi bekleriz!

25 Aralık Pazar - İlk Vapur / Caferağa, Güneşli Bahçe Sk., 34722 Kadıköy/İstanbul

https://www.google.com.tr/maps/place/%C4%B0LK+VAPUR+CAFE+BAR/@40.9885459,29.0235804,15z/data=!4m5!3m4!1s0x0:0xc40c7912761a0531!8m2!3d40.9885459!4d29.0235804



Not: Etkinliğimizde herhangi bir sponsor bulunmamaktadır. Yenilip içilen her şey gelenler tarafından kişisel olarak karşılanacaktır. Amacımız, reklam vb şeylerden uzak dostane bir ortam yaratmak... :)

Görüşmek üzere!

Kocaman Sevgilerimle,


13 Aralık 2016 Salı

Okudum Bitti - YAĞMURLA GELEN MUTLULUK / AMBER L. JOHNSON

Selamlar millet! (:

Yepyeni bir kitap yorumuyla karşınızdayım ama önce minik bir duyurum olacak!

Ne kadar başarabilirim bilemiyorum ama bundan sonra kitaplar hakkındaki yorumumu daha ağır yapmaya çalışacağım. Çevirilerden, imla hatalarına kadar birçok konuya değinmeyi planlıyorum. Umarım başarabilirim! (:

Tanıtım Bülteni:
2014 Goodreads en iyi genç yetişkin kitabı adayı

Yağmurla Gelen Mutluluk, farklılıkların aslında ne kadar abartıldığını ve sevginin karşısında hiçbir şeyin duramayacağını bir kez daha gözler önüne seriyor...

Söz konusu aşksa, sıradan diye bir şey yoktur. Herkes Colton Neely'nin özel olduğunu düşünüyordu. Lilly Evans ise büyüleyici olduğunu...

Çocukluk arkadaşlarıyken bir kaza yüzünden yolları ayrılmıştı. Yıllar sonra buluştuklarında ise Lilly, Colton'ın ne kadar özel olduğunu ve onu daha fazla tanımak istediğini keşfedecekti. Ve Colton'ı tanıdıkça, ona daha çok bağlanacaktı.

Ancak Lilly, sevgisini kelimelerle ifade etmekte dahi zorlanan bu çocukla ilişkisini dilediği gibi yürütebilecek miydi?

"Bir gün oğlumun yaşamasını isteyeceğim türden bir aşk hikâyesi."
-Qwen Salsbury, Çoksatan The Plan kitabının yazarı-


Sayfa Sayısı: 176
Baskı Yılı: 2016
Çevirmen: Filiz Şakar
Yayınevi: Yabancı
Yazar: Amber L. Johnson

Veee geldik benim yorumuma;
Kitap hakkında aslında söylenecek çok da bir şey yok... Yalnızca birkaç saat içerisinde okunacak akıcı ve sevimli bir kitap.
Yazarın diline asla tek bir lafım yok! Ama çevirideki hatalardan mı, olayların üstün körü geçilmiş olmasından mı, nedendir bilemiyorum pek içime sinen bir kitap olmadı...

Asperger sendromu deniyor, özel bir sınıftan ve diğer 'anormal' çocuklardan bahsediliyor, bazı diyaloglarda bazı konular hakkında ip ucu veriliyor ama hastalık hakkında hemen hemen her şey okuyucuya bırakılmış, araştırması istenmiş belki de. Elbette bu da bir yöntem, ama o zaman okuyucuda araştırmak için ekstra bir merak uyandırılmalıydı...

Bunu çok üzülerek söylüyorum ama, kısacık bir kitap olmasına rağmen kaç hatayla karşılaştım, kaç cümle eksik ya da yanlıştı, kaç kelime yanlış yazılmıştı sayamadım... Sanırım yayınevi çeviriden sonra hiçbir düzenlemeye gerek duymadan doğrudan basmış kitabı. Zaten günümüzün en önemli problemlerinden biri de bu: Yayınevleri, son okuma, redaksiyon denen şeylere zerre önem vermiyor, 'okuyucu nasıl olsa alıyor' algısı ile yazarların ve çevirmenlerin emeklerini yok sayıyor bence... Gerçi bu duruma Yabancı'nın kitaplarında hiç bu kadar çok denk gelmemiştim, sanırım bu kitabın şanssızlığı olmuş... :/

Ne de çok olumsuz konuştum böyle! :) Elbette olumlu şeyler de var. Mesela kapak ve ayraç... Açıkçası kapağı zaten görür görmez sevmiştim, hikayeyi okuduktan sonra ise daha çok sevdim. Ben, hikayelerden izler taşıyan kapakları seviyorum sanırım :)

Ve Lilly ile Colton... Yaşlarından da ötürü o saf, tatlı halleri çok güzeldi. Bir başkasına göre hakaret sayılabilecek şeylerin Colton söyleyince samimi ve sevimli gelmesi gibi şeyler de öyle :)

"O noktaları birleştirilen resimlerden; sense sulu boyasın..."

"Sormak zorundayım neden beni seviyorsun?
Sen benim Lilly'imsin. Her zaman da benim Lilly'im olacaksın."


Goodreads'teki yorumumda da söylediğim gibi kısa bir genç kurgu, aşk hikâyesi okumak isteyenler bu kitabı tercih edebilirler. Şimdiden keyifli okumalar! :)

Puanım: 3/5 


Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,
1 Aralık 2016 Perşembe

Okudum Bitti - EJDERİN AŞKI \ G.A. AIKEN ~~

Selamlar Millet!

Yine uzunnn süreli bir kaybolma durumları oldu ama sanırım artık yoğun süreci atlattım. (Umarım yani inşallah =))
Kitabımı yazdım, editörüme teslim ettim. Bu ay içerisinde kendisi ile çalışacağız ama bu sürecin daha az yoğun olacağını umut ediyorum! Eh hal böyle olunca da alıp okuyamadığım ve okuduğum ama yorumunu paylaşamadığım kitapları yazacağım, okuyacağım...

İlk tercihim Ejderin Aşkı oldu. 

Buyurunuz Öncelikle Tanıtım Bülteni;

İnsana dönüşebilen ejderhaların tutkulu aşk oyunlarıyla alev alacaksınız.

Kalbi bir ejderhaya, şehvetiyse kibirli bir şövalyeye aitti.
Bir gün bunların bir araya gelebileceğini kim hayal edebilirdi ki?
Despot ağabeyini öldürmenin peşindeki Kanlı Annwyl, kaderin onu sürüklediği olayların ortasında aşkı ve tutkuyu keşfediyor.

Kanlı Annwyl gibi bir lakaba sahip olmak, kadın bir savaşçı için de olsa, hiç kolay değildir. Erkekler ya korkuyla titrer ya da saygıyla selam verir. 

Ama arada sırada bir erkekle, Yok edici Feraghus'la konuşabildiği gibi konuşabilmeyi arzulamaktadır.

Fakat ne yazık ki Fearghus bir ejderhadır. Büyük, pullu ve ölümcül.

Fearghus'un onu savaş için eğitmek üzere ayarladığı sert, küstah şövalyeye karşı uyanan duygularından çok farklı bir şekilde, Annwyl onunla kendini güvende hisseder. Günlerini onu vahşi, kuvvetli bir arzuyla dolduran adamla dövüşerek, gecelerini ise bir köyü sadece nefesiyle yıkabilecek sihirli bir varlıkla geçirerek harcayan Annwyl, hayatın daha da garipleşemeyeceğinden emindir.

Ama yanılıyordur...


Veee sıra geldi benim yorumuma! :))
Hikayenin içerisinde gerçekten EJDER'ler olduğunu duyunca pek sevmeyeceğimi düşünmüştüm, zira bu tarz kitaplar beni pek sarmaz... Ama yorumlarına gerçekten çok güvendiğim iki arkadaşım o kadar ısrar ettiler ki ben de dayanamadım ve 5 kitabı da aldım! :D
Ejderin Aşkı'na kelimenin tam anlamıyla ba-yıl-dım! Fearghus beni kendine aşık etti ki bu gerçekten çok zordur... Simsiyah saçlı, dev şövalye ve ejder! Allah'ımmm ona aşık olmamak mümkün mü? :)

Kitap hakkında spoiler vermek istemiyorum ama içerisinde iki ayrı hikaye olduğunu belirtmek isterim. Açıkçası ben önceden bilmiyordum ve okurken kısa süreli bir şaşkınlık yaşadım :)
Demem o ki; Kitabın başlarında suratsız, ketum Fearghus ve Kanlı Annwyl'in hikayesini okurken bir yerden sonra Fearghus'un anne babasını okuyorsunuz... Her iki çiftin de hikayesi güzel olduğu, dişli kadınları okumayı da sevdiğim ve aklımdaki bazı soru işaretleri Fearghus'un anne babasının hikayesini okurken giderildiği için bence kötü olmamış bu durum. :)

Özellikle eğlenmelik bir şeyler okumak istiyorsanız bu seriye başlayabilirsin, zira çokça gülme unsuru içeren bölümler var. :)

Şimdi Ejderin Arzusu'nu okuyorum ve açıkça söylemeliyim ki bu seride en çok Ejderin Büyüsü'nü merakla bekliyorum! Ona başlayana kadar hızla okumaya devam!! :)

Kitaba Puanım:5/5



Not: Yeni fotoğraf çekmeye vaktim olmadı ne yazık ki o yüzden okuduğum zamanlarda instagramda paylaştığım fotoğrafları yüklemek zorunda kaldım, itiraf şeysi olsun bu da! :D

Yepyeni bir yazıda görüşüne dek kendinize çok ama çok iyi bakın!

Kocaman Sevgilerimle,


5 Ekim 2016 Çarşamba

Okudum Bitti - AGAPİ ÖLÜMSÜZ AŞK / SARAH JIO ~~

Selamlar Millet!

Görüşmeyeli nasılsınız bakalım? (:
Ben çokkk enteresanlı, çok gelgitli zamanlar geçirdim ama sonunda oturttum her şeyi düzene. ;)

Bazılarının bildiği üzere yakın bir tarihte ilk kitabım HAVİN raflardaki yerini alacak! Dolayısıyla kendisinin düzenlenmesi ile pek bi' meşgulüm son zamanlarda.
Onun dışında da fırsat buldukça okumaya ve gezmeye devam ediyorum elbette. Yakın bir zamanda tatil yazımı da yayınlayacağım inşallah! :) Ama şimdi sırada önceki yazımda anlattığım, #YasamaAcilanPenceredirKitap etkiliğinde hediye edilmiş olan kitaplardan birinin yorumu var :)

Şafak ablamın yaptığı kurabiyelerimi bu defa unutmadım :)

Her zaman olduğu gibi önce tanıtım bülteni;

İlk görüşte âşık olabilirsiniz. Fiziksel bir çekime kapılarak âşık olabilirsiniz. Tutku ve ihtiras dolu bir serüvene çıkabilirsiniz. Paylaşımlarınız üzerinden aşka tutunabilirsiniz. Hiçbir bağlayıcılığı olmayacak şekilde de aşkı tanımlayabilirsiniz. Peki gelecek planlarınızla uyumlu bir aşka ne dersiniz? Ya da belki ölümsüz aşkı bulursunuz. Aşkın altıncı hali agapiyi...
Onu "o" olduğu için seversiniz ve asla vazgeçmezsiniz.

EROS: Hem fiziksel hem duygusal aşk. Aşkın bu türü tutkuyla doludur.
LUDUS: Bir oyun gibi oynanan aşk. Aşkın bu türünün en önemli parçası eğlencedir. Çiftler, bir araya gelmekten, karşısındakini etkileyip cezbetmekten hoşlanır. Ancak uzun süreli bağlılık sözü yoktur.
STORGE: Arkadaşlıktan doğan ve desteğe dayanan aşk. Güven dolu ve bağlılık gerektiren bir aşktır.
MANIA: Saplantılı aşktır. Duygusal iniş çıkışlar, kıskançlıklar hâkimdir.
PRAGMA: Kalbin değil aklın kontrol ettiği aşktır. Çiftler seveceği kişiyi mantığıyla seçer, kendisiyle benzer ilgi alanları, ortak değerleri olan birini arar.
AGAPİ: Özverili, fedakâr, koşulsuz, bencil olmayan aşktır. Kişi kendini sevdiğine adar, karşılığında hiçbir şey beklemeden verir. Onu 'o' olduğu için sever.



Veee sırada bendenizin yorumu;
Kitap, iş ve özel hayatımdaki yoğunluğumdan dolayı ne yazık ki elimde çok süründü. İlk etapta otobüslerde 3-5 sayfa okuyarak ilerledim ama pazartesi akşam yemeğinden sonra sakin kafayla bir başladım, hopp birkaç saat sonra bitti :)

Öncelikle belirtmeliyim ki Sarah Jio kitaplarını daha önce okumamıştım, ama kalemini sevdim. Hem ilahi anlatımı hem de karakter ağzından anlatımı bence çok iyi kotarmış.

Kitabın içeriğinin de beklediğimden çok daha iyi olduğunu itiraf etmek istiyorum. Yani, kitabın adına bakınca ben, klasik bir aşk hikayesi okumayı bekliyordum ama tam olarak öyle olmadı.

Sarah, bu kitapta, 6 tür aşk vardır, demiş ve o aşkları bize tek tek anlatmış... Her ilişkiyi ince ince işlemiş ve en sonunda Jane'in kitabında sonlarını belirlemiş.

Kitabı okurken birçok defa kendime dönüp sen, bunlardan hangisisin, diye sordum. Sürekli, kendimi, düşüncelerimi, davranışlarımı sorguladım. Bir ilişki yaşıyor olsam benim ilişkim hangi kategoriye girer... Ama itiraf ediyorum cevabı bulamadım :)
Mantığım Pragma olmalı, eğer bir ilişkin olacaksa kesin bu kategoride olacaktır diye haykırırken kalbim ona pek de aldırış etmedi :) Neyseee zamanı gelince yaşayıp göreceğiz ne de olsa...

Yazarın diğer kitaplarını okumuş olanlar her ne kadar bu kitabı yeterli bulmadığını ifade etse de ben okurken keyif aldım ve bana bir şeyler kattığına inanıyorum o yüzden puanım 4,5.



Yazımı sonlandırmadan bu güzel etkinliği organize eden Şafak, Elmas ve Yasemin Hanımlara bir kez daha teşekkür ediyorum ve tabii bu güzel kitabı hediye eden Pena Yayınları'na da :)

Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın. Kötülükler uzak olsun sizden!

Kocaman Sevgilerimle,

7 Eylül 2016 Çarşamba

Yaşama Açılan Penceredir Kitap Etkinliği'nin Detayları ~~

Selamlar Millet!

Yine uzunnn bir ara verdim, bir sürü taslak oluşturdum ama yayınlayamadım... Tembellik hat safhada! Amaaaa biliyorum ki sizler hala benimlesiniz <3

Geçtiğimiz cumartesi günü çok canım Şafak ablamın daveti üzere Yaşama Açılan Penceredir Kitap Etkinliği'ne katıldım ve inanılmaz güzel bir gün geçirdim. Bir sürü dünya şekeri insanla tanıştım, çok güzel kitaplarım oldu ve daha bir sürü şey... Hepsini sırayla anlatacağımmmm ama önce katılımcı listemiz gelsin :)

Yönetim Kadrosu:
Şafak Karadeniz, Yasemin Kokulu Bir Hayat ve Elmas Koçan'tı. Bu üç kadın da gerçekten dünya tatlısı, pek bi'misafirperver <3  ❤❤❤


Oyuncular:
Damla Cerrah, Ayça Demir, Serhat Ocak, Esra Nazenin Özdemir, Aslı Yılmaz (yani ben), Nuran Açar Yurtbaşı, Zennure Kübra Öncül (Umarım kimsecikleri unutmamışımdır :))


5 Temmuz 2016 Salı

Okudum Bitti: Kan ve Aşk / Işıl'ca ~~

Selamlar canlarım!

Öncelikle herkese musmutlu bir bayram dilerim. 🙏🙏❤❤

Önceki yazımda Işıl Hanım'a ait yayınlanan dört kitabın tanıtımını yapmıştım. Şimdi de sırada son kitabı KAN ve AŞK var.

Her zaman olduğu yine ilk olarak Tanıtım Bültenini paylaşıyorum;

Hiçbir Aşk kanla yazılamaz

İntikam ateşinin AŞK'a dönüşme savaşı

Yıl 1760…
Kelimelerin sustuğu, kılıçların konuştuğu yedi yıl savaşları tüm acımasızlığıyla devam ederken AŞK intikam ateşinde doğacaktı…

Bir Leydi;
Hoyrat bir nehir, ateşten doğan keskin bir kılıç, yayından fırlamış bir ok, ne aşka boyun eğer ne de kanla yazılacak bir kadere…

Bir Lord;
Öfkeyle kaynayan bir okyanus, fırtınalarla bilenmiş bir hançer, ne sınırlara boyun eğer ne de aşktan örülmüş zincirlere… Nehir ve okyanus, savaş ve barış, tutku ve nefret…

1 Temmuz 2016 Cuma

Işıl'ca Kitaplar Okuma Etkinliği ~~

Selamlar Millet!

Ben geldim! Görüşmeyeli nasılsınız önce bir onu sorayım... :)

Yepyeni bir okuma etkinliği ile karşınızdayım. Bookstagram hesabımı takip edenler bilirler zaten. Esra Nazenin Özdemir, Buse Güler ve Uğur Böceğinin Kitaplığı (Seda Tıraş) ile bir okuma etkinliği düzenledik. Pazartesi günü Instagram hesaplarımız üzerinden de çekiliş başlattık. Katılmak isteyenler koşsunlar bakalım, oraya :)

Ben bugün sizlere Işıl Hanım'a ait kitaplar hakkında genel bilgi vereceğim, Allah nasip ederse birkaç gün içerisinde de son kitap, KAN ve AŞK, hakkındaki yorumumu paylaşacağım! :)


17 Haziran 2016 Cuma

Hikayem: Karanlık Ruhlar - Bölüm 3: Kalbin Sırları ~~

Selamlar Millet!!

Yeni bölüm ile karşınızdayım! (:
İlk bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
İkinci bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
Keyifli okumalar!

***

3. Bölüm: Kalbin Sırları ~~

Dört bir yanı koyu renk camla kaplı şirket binasının yine camla kaplı devasa kapısından içeri girip asansöre doğru ilerledi Azad, dik duruşundan zerre ödün vermeyerek. Her tarafı şeffaf camla kaplı asansörden içeri girip Ateş Bey'in de yanına gelmesini bekledikten sonra otuz ikinci katı gösteren düğmeye bastı. Asansör hızla gidecekleri kata doğru ilerlerken ellerini koyu renk ceketinin iki yanından pantolonun ceplerinin içine sokmuş, duruşunu sanki mümkünmüş gibi daha da dikleştirmişti. İçeri adımlarını attıkları andan itibaren izlendiklerinin pek tabi ki farkındaydı. O yüzden ağzından tek kelime çıkmadığı ve içinde bulundukları asansörü ölüm sessizliğine bürüdüğü gibi, gözleri de ölüm soğuğuna bürünmüştü. Hafifçe kısılmış, buz mavisi gözlerini diktiği asansör kapısı, bir canlı olsaydı o gözlerdeki sertlik ve soğukluk karşısında yıkılması işten değildi...

Her ne kadar arabadayken espriler yapıp ortamı yumuşatmaya çalışsa da Ateş Bey de en az Azad kadar ciddi ve sertti, o an. Sevdiği insanlar çevresindeyken yeryüzündeki en babacan insan olsa da savaş meydanına adım attığı an çelik bir zırh gibi kuşanırdı ciddiyetini. Ve şu anda bulunduğu yer, ruhunun en büyük savaşını vereceği adamları da içinde barındırıyordu. Bu farkındalık ile koyu lacivert, kumaş pantolonun ceplerine koyduğu ellerini yumruk yapmış, koyu kahve gözleri sanki mümkünmüş gibi daha da kararmıştı. Ağzının içindeki dişler biraz daha sıksa dayanamayıp parçalanacaktı! Yanındaki, kendisinden en az beş santim daha uzun olan adamın uyarır tondaki nefes alışı ile özgürlüğünü geri verdi parmaklarına. Burnundan aldığı nefesinin dudaklarının arasından salınmasına izin verirken tüm dikkati yeniden Azad'a yönelmişti. Evet, Ateş Bey de alışılmışın dışında birçok Türk erkeğinden daha uzun bir boya, yaşıtlarının aksine çok fit bir yapıya sahipti. Şakaklarının üzerine dökülen koyu kahve saçlarının arasındaki grilikler ve gözlerinin çevresinde yer edinen derin kırışıklıklar olmasa değme delikanlılara taş çıkarırdı. Duruşu dik ve kendinden emindi her daim.

Azad'ın da yıllar içerisinde kendisini örnek alması hatta birçok konuda kendisinden daha da profesyonel ve başarılı olması bir yanını mutluluğun sarmasına sebep olsa da genç adamın işi abartarak, sevdiği insanlara karşı da taviz vermez o sert tutumunu sergilemesi diğer bir yanını hüzünlendiriyordu. Sevmeye, sevilmeye ihtiyacı vardı ama bu konuda elinden bir şey gelmiyordu. Sahip olduğu her şeyi ona verebilirdi hatta Azad'ın bundan haberi olmasa da vermişti. Yıllar önce vasiyetini yazmış, sahip olduğu her şeyi, sahip olduğu tek insana bırakmıştı. Yıllarca sevdiği kadının ve cennet kokulusunun yası kavururken ruhunu, Azad kurtuluşu olmuştu, acının en gaddar zindanlarında çürüyen benliğinin. Cennet kokulusu ait olduğu yere göçerken, kendi mavilerine eş mavileri barındıran başka bir kuzuyu göndermişti ona. O da kendi evladından ayırmamış, bir gün onun da kendisi kadar benimsemesini beklemişti. Yıllar içerisinde bir kez olsun kendisine baba desin diye beklemiş, elinden gelen her şeyi yapmıştı ama ne olursa olsun Azad, kendisine asla Ateş Beyden başka bir hitap kullanmamıştı. Şimdilerde bir de diline dolanan bir ihtiyar lafı vardı ya onu da ne kadar yeterli bulmasa da samimiyetini sakladığı bir kelime olduğunu düşünerek kendini avutuyordu. Kendi evladı yerine koyduğu bu yüreği yaralı delikanlının mutlu olmasını, ruhunun sevgi ile kuşanmasını diliyordu, her nefesinde. Ancak bu kadardı işte yapabilecekleri, maddi imkânlar elde edilmesi ve paylaşılması kolay olandı ama genç adamın yüreği çelik zırhlarla sarılmışken orada zorla bir sevginin yeşermesini sağlayamazdı...

Her iki adam, asansörde bir an göz göze geldiler. Sert ve taviz vermez duruşlarında tek bir anlık bile bir yumuşama olmadı. Her zaman olduğu gibi önce birbirlerine gösterdiler birlikte nasıl da güçlü olduklarını ama bu defa ikisi de daha erken kaçırmıştı gözlerini...

Dillerindeki bahane; katılacakları ihalenin, maddi olarak zerre umurlarında olmasa da istedikleri prestiji elde etmeleri için çok önemli olduğuydu ya aslında her iki adam da kendi içinde bambaşka sebepler taşıyordu. Yıllardır aldıkları nefesleri bile birbirinden saklamayan bu iki adam, ilk defa tamamen dürüst davranmamış, ihaleye bu kadar önem veriyor olmalarının asıl sebebini kendi içlerinde saklamışlardı. Ateş Bey, vasiyeti ile ilgili gerçeği de saklıyordu elbette Azad'dan. Çünkü biliyordu asla kabul etmezdi genç adam. Ama eğer planlarını gerçekleştirir de ruhundaki kara lekeden arınırsa ondan sonra daha fazla katlanmayacaktı lanet ettiği bu dünyaya, üstelik kuzusuna kavuşmasının vakti gelmişti de geçiyordu. Ondan sebepti ya checkup sonuçlarını saklayıp ihale için daha da fazla çalışması, her şeyi daha da hızlandırması...

Otuzuncu kata ulaştıklarını gösterirken led ekran derin bir nefes alan iki adamın da yüreğinde tek bir duygu kaynıyordu o anda. Biri tüm geçmişinin intikamı ile yanıyordu, diğeri hem geçmişinin hem de geleceğinin...

Otuz ikinci kata ulaştıklarını belirten minik uyarının ardından açılan asansör kapısından önce Ateş Bey sonra da Azad çıktı. Şirkete giriş yaptıkları an geldiklerini haber alan şirket sahibi, onları karşılaması için inanılmaz güzel bir kız göndermişti, her zaman olduğu gibi...

Genç kız, yüzünde profesyonel bir tebessümle Ateş Bey'e yaklaşıp büyük bir özenle selamladı adamı. Sağ tarafına dönüp kendisine çevrilen buz mavisi gözlerle karşılaştığı an ise bir anlık bir duraklama yaşamış, bedeninin aynı anda kutupların zirvesinde donarken cehennem ateşlerinde kavrulduğunu hissetmişti... Bir anlık bir afallamanın ardından profesyonel duruşunu yeniden kuşanmış ve kendini toparlayıp Azad'ı da selamlayarak toplantı odasına doğru kılavuzluk etmişti onlara.

Önünde adeta salınarak yürüyen kıza bakarken istemsizce kıvrıldı dudağının bir kenarı. Kızın orantılı ve düzgün bir vücudu olduğu inkâr edilemeyecek bir gerçekti. Ve genç kızın bunu sergilemekten hiç çekinmediği giydiği süper mini siyah eteği, kendisine en az iki beden küçükmüş gibi duran bembeyaz gömleği ve onun altına giydiği beyaz dantelli sutyeninden bariz bir şekilde anlaşılıyordu. Başka bir erkeğin kesinlikle ilgisini çekebilir hatta toplantı sonrası vaktini onunla geçirmesini sağlayabilirdi ama Azad, yıllar içerisinde o kadar çok karşı karşıya kalmıştı ki böyle şeylerle, artık yalnızca gülüp geçiyordu.

Özellikle genç ve biraz da yakışıklı iseniz, rakiplerinizin de sizinle çalışmak isteyenlerin de en büyük kozları olurdu şehvet düşkünü olmanız. Elde edilebilmeniz için tek gecelik de olsa yatağınızı ısıtacak bir kadının ayarlanması yeterli olurdu ya Azad asla istediklerini vermemişti onlara. Vermeyecekti de! O yüzden insanların bu anlamsız çabaları ilk zamanlar her ne kadar canını sıkmış olsa da bir süre sonra umursamayı bırakmıştı. Kendi kazdıkları kuyuların üzerlerinin örtülmesine izin verse de içlerinin doldurulmasına izin vermiyordu ki günü gelince hepsini kendi kazdıkları kuyulara tek tek göme bilsin!

Toplantı odasından içeri girdikleri an yine o karşı konulmaz, sert ve kendinden emin iş adamı maskesini takmıştı, her iki adam. Kendilerini karşılamak için ayağa kalkan herkes ile Ateş Bey tek tek tokalaşırken Azad, gözlerinin içine bakıp adlarını söylemekten çekinmedi. Ateş Bey de dâhil olmak üzere herkes onun bu özelliğine hem şaşırıyor hem de hayranlık duyuyordu. Çünkü daha tanıştırılırken insanların adlarını kendisi söylüyor, karşısındaki insana hâkimiyetin kimin elinde olduğunu adeta gözleriyle haykırıyordu.

Onun bu özelliğinden habersiz Savaş, kendisine uzatılan eli sıkarken tam adını söyleyecekti ki o güçlü eller kendi elini sıkıca kavrayıp "Savaş Bey," diyerek gözlerine kilitlenince kalakaldı. Bir süre adamın gözlerinin içine bakmaya devam etti Azad. İçinden taşan nefret, tüm benliğini sararken karşısında yavşakça sırıtan, koca göbekli herifi bulundukları katın camlarından birinden sarkıtmak ya da ona her şeyi itiraf ettirene kadar izlediği tüm o vahşet dolu filmlerdeki işkenceleri uygulamak arasında gidip geliyordu, ruhu. Ama yalnızca gözlerinin arasındaki bağı hiç koparmadan biraz daha sıktı elinin içinde ufacık kalan, kana ve pisliğe bulanmış, kırmızı ve siyahın en boktan tonlarını barındıran eli.

Kendisine ukalalık ve kendini beğenmişlik ile bakan gözlerde görmekten haz aldığı bir korku yer edinince adamın gözlerinde, saniyelik bir sürede sol yanına doğru kıvrıldı dudakları, alayla. O kadar kısa sürmüştü ki bu eylem gerçekliği anlaşılmıyordu bile ve o, elini geri çekerken karşısındaki insan içindeki bilinmezlikle daha da korkuyor, panik ve öfkeyle sarmalanıyordu. İnsanların yaşadığı psikolojik sarsıntıları algılamak çocuk oyuncağıydı Azad için ve karşısındaki adamın öfkeden deliye dönmesi, etrafa saldırmaya başlaması için her şeyi yapmaya hazırdı. Öfke, kontrol kaybı demekti. Kontrol kaybı, hata yapmak ve hata yapmak, ölüm fermanını imzalamak demekti. Savaş, o fermanı yıllar önce imzalamıştı ya yine de her şeyden emin olmadan adım atmak Azad'ın yapacağı bir şey değildi. Her ne olursa olsun düşüncesizce hareket edemez, duygularının benliğine hükmetmesine izin vermezdi.


Kendisi için ayrılan sandalyeye oturmadan hemen önce ceketinin ilikli olan düğmesini açıp sanki mümkünmüş gibi daha da büyüdü! Koca sandalye, onun oturuşu ile kaybolmuş, herkesin dikkati genç adama dönmüştü. Bir kez daha! Ve o, alışık olduğu bu farkındalıkla ruhunu beslemiş, gücün varlığını damarlarında akan kandan tüm benliğine ilan etmişti. O, Azad Ayder'di. Yıllarca içindeki intikam ateşi ile yanan ve bir daha asla yanmayacağına yemin eden, gücün ve öfkenin beden bulmuş hali!



***
Not: Gözünüze çarpan herhangi bir hata ve / veya eksik konusunda yorum yapmaktan çekinmeyin, lütfen. Sizler açıkları söyleyin ki ben daha iyisini yapabileyim, dimi? :)

Okuyan herkese teşekkürler ~~

Sosyal medya:
Aslı Yılmaz'dan Hikayeler -MyReaL-
https://www.facebook.com/groups/1483907988572435/ (Bu grupta yalnız kadın okuyucular var:))
https://www.facebook.com/MyRealAsliYilmaz/
https://instagram.com/myreal03/
https://twitter.com/MyReaLAsli
https://www.wattpad.com/user/MyReaL
https://ask.fm/MyReaL03

Kocaman Sevgilerimle,

10 Haziran 2016 Cuma

Hikayem: Karanlık Ruhlar - Bölüm 2: Sayılı Değil midir Nefeslerimiz?~~

Selamlar Millet!!

Yeni bölüm ile karşınızdayım! (:
İlk bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^

Keyifli okumalar!

2. Bölüm: Sayılı Değil midir Nefeslerimiz?~~

Gözlerini açtığı an yeniden kapamayı diledi, derin bir iç çekişle. Geceleri, yorgunluk ve uykusuzluğa direnemeyen bedeni, uykuya yenik düşerken tek dileği oluyordu, doğacak günü görmemek, teslim olduğu karanlık tarafından sonsuza dek teslim alınmak... Ama her sabah çalan alarmın sesi, hala yaşadığının lanet bir kanıtıydı. Banyoya girip duşun altına attı kendini. Tanrının bir diğer laneti gibi olan şekil almaz, turuncu saçlarını şampuan demeye bin şahit isteyen bir sıvı ile yıkayıp duruladıktan sonra bir süre daha kaldı suyun altında. Ilık su, akıp giderken bedeninden sanki alıp götürecekmiş gibi hissettiriyordu, tüm yaralarını...

Üzerine geçirdiği üzeri pamukçuklanmış ve aşırı derecede yıpranmış bornozu ile koşarak ayrıldı banyodan. Minik odasına dönüp iki kapılı, bir kapısı eskimiş de olsa boydan boya aynayla kaplı olan, küçük dolabından siyah bir kot pantolon ile aynı renkte bir kazak çıkarıp yatağının üzerine attı. Hafif bir u dönüşü yaparak dolapla dip dibe duran komodinin çekmecesinden de siyah bir külot ve sutyen çıkardıktan sonra sıyrıldı üzerindeki bornozdan. Küçücük odada hareket ederken elinin kolunun herhangi bir şeye çarpmaması mucize gibi bir şeydi. Ve bu mucize çoğu zaman gerçekleşmediğinden, kolları ve bacakları küçük morluklarla doluydu.

İç çamaşırlarını giyip saçlarını gelişi güzel bir şekilde kuruttu eskimiş baş havlusuyla. Hala ıslak olan saçlarına aldırış etmeden pantolonunu ve kazağını da geçirdi üzerine. En son geçen kış aldığı kalın, içi havlulu çoraplarını geçirdi ayaklarına.

Kıyafetleri, hiçbir zaman umurunda olmamıştı. Ne giydiği, ne kadar süredir giydiği hep gereksiz bir teferruattı ona göre ama her mevsim buz kesen ayakları, çok büyük bir belaydı başına. Kışın, özellikle de kar yağdığı zamanlar, iki kalın çorabı üst üste giyse de amfiye gitmek için yürüdüğü o kısacık mesafede parmaklarına felç indiğini hissederdi.

Odadan ayrılmadan önce yatağının kenarında duran siyah sırt çantasını, son bir kez kontrol ettikten sonra şarj olması için prize taktığı ve yalnızca birkaç ay önce, yanında çalıştığı yaşlı kadının yoğun ısrarlarından sebep ikinci el telefonlar satan bir dükkândan aldığı telefonunu da cebine atıp kilitli olan kapıyı açarak dışarı çıktı. Kapıyı bu defa dışarıdan kilitleyip yurdun yemekhanesine doğru yol alırken bileğine taktığı siyah lastik toka ile saçlarını gelişi güzel bir şekilde topladı. Her ne kadar kalın olursa olsun aldığı hiçbir toka, saçlarını istediği ölçüde bir arada tutamıyor, her defasından sağından solundan saçlar çıkıyordu ve bu durum onu deliye döndürüyordu. Bıkkınlık ile dağılan saçlarını kulaklarının arkasına iterken yemekhaneye doğru giden yolda adımlarını daha da hızlandırdı.

Son üç yılını, bu eski, her tarafı dökülen, harabe gibi yurtta geçiriyordu ama daha kötülerini de görmüştü. Hatta belki de içlerinde en iyisi burasıydı. En azından kendine ait bir banyosu ve anahtarı vardı. Düşününce hiç de fena değildi...

3 Haziran 2016 Cuma

Hikayem: Karanlık Ruhlar - Bölüm 1: İlk Adım ~~

Selamlar Millet! (:

İişte ilk bölüm ile karşınızdayım. İnşallah bir aksilik olmazsa her hafta bir bölüm yayınlayacağım burada da :)

Keyifli okumalar!

1. Bölüm: İlk Adım ~~

Gözlerini açtığı an derin bir nefes çekti içine. Lanet olası karanlık yine rehin almıştı ruhunu. Yine kapkaranlık gökyüzüne uzanan alevlerin dumanı dolduruyordu ciğerlerini de kesiyordu soluklarını. Lanet etti bir kez daha. Yaşadıkları, yaşayamadıkları ve tüm kayıpları için lanet etti! Gözlerini kapatıp uyku denen o lanet şey benliğini ele geçirdiği her an yaşadığı kâbuslar için lanet etti. Uykuya direnemeyen benliğine lanet etti. Aldığı nefeslere lanet etti. O aşağılık herifi hala bulamadığı ve intikamını alamadığı için lanet etti. Hayata ve ona dair her şeye lanet etti!

Bir hışım girdiği banyoda, soğuk suyun altında, tenindeki terden kurtulurken başını duvarlardan birine yaslamış, nefeslerini düzene sokmaya çalışıyordu. Yıllardır her sabah aynı şeyi yaşamaktan bıkmıştı artık ama ne yaparsa yapsın geçmişin karanlığı peşini bırakmıyor, boynuna doladığı ilmeği daha da sıkıyordu. Her geçen gün daha fazla, daha fazla...

Yumruk yaptığı elini duvara geçirirken kaçıncı kere olduğunu bilmediği bir lanet ve küfür savruldu dudaklarının arasından. Soğuk duvarlara çarpıp kulaklarına dolan sesi, üzerine dökülen sudan daha soğuktu. Ruhunu, benliğini donduruyordu.

Musluğu kapatıp çıktı duşa kabinden. Neredeyse bir oda büyüklüğünde olan banyoda duşa kabinin hemen sağında duvarın tamamını kaplayan, beyaz bir dolap vardı. Dolaptan aldığı havlulardan birini beline sararken diğeri ile saçlarını kurulayarak ilerledi, tam karşısında duran aynaya doğru. Islak ayakları buz mavisi, su geçirmez parkelerle kaplı zeminde izler bırakıyordu. Aynanın karşısına geçtiği an yüzünü incelerken buldu kendini. Yıllar içerisinde ne çok değişmişti her sabah karşılaştığı yüzü. O, annesinin öpüp okşadığı tatlı çocuk değildi karşısındaki, şimdi kendine bile yabancıydı...