11 Kasım 2017 Cumartesi

Hikayem: Karanlık Ruhlar - Bölüm 4: Oyun Zamanı~~

Selamlar canlar!

Keyifli okumalar (:
İlk bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
İkinci bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
Üçüncü bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^

***

4. Bölüm: Oyun Zamanı~~

Toplantı bitip de herkes yavaş yavaş ayrılırken odadan Savaş burnundan soluyordu. Bu iş, onun için çok önemliydi. Bu ihaleyi kaybetmesi demek yıllarca inşa etmek için savaştığı şirketi başta olmak üzere her şeyi kaybetmesi demekti. O şirketi ele geçirmek için yıllar içinde adeta boka batmış ve her türlü pisliğe bulaşmışken şimdi bir yeni yetmenin kendisini alt etmesine izin veremezdi!

Hırsla yerinden kalkarken kendisine korkuyla bakan asistanına öldürürcesine bir bakış atıp çantasını ve bilgisayarını toplaması emrini verdi. Toplantı odasının çıkış kapısına doğru yol almadan hemen önce son kez o buz mavisi gözlerle karşı karşıya gelirken gözlerinden ateşler saçıyordu ama hayatında ilk defa bakışları, karşısındaki adamda istediği etkiyi yaratmadığı gibi onun soğukluğu karşısında tükenip gidiyordu. Damarlarındaki kanda akan öfke neredeyse somut bir hal almıştı. Bir an daha düşünmeden terk etti toplantı odasını. Asansörde geçirdiği birkaç dakika öfkesini daha da harlamıştı. Şirketten çıkıp arabasına bindiği an telefonunu eline alıp en güvendiği adamını aradı.

“Bana hemen bugünkü toplantıya katılan ve işi elimden alan piç ve onun destekçisi olan herif hakkındaki her şeyi bulacaksın! Analarından çıktıkları andan itibaren aldıkları her nefesin bilgisini istiyorum. Hemen!” deyip kapattı telefonu. Onun görüşmeleri de böyleydi işte, insanlara karşı asla tolerans göstermezdi. Onun için çalışıyorsanız onun mallarıydınız. Sizi istediği zaman, istediği şekillerde kullanırdı. Nasıl olduğunuzu, isteyip istemediğinizi sormazdı. Eğer o istiyorsa sizin ne istediğiniz ne hissettiğinizin bir önemi yoktu.

Barlas, suratına kapatılan telefonla birlikte dişlerini sıkmış, telefonu neredeyse parçalayacak kadar yoğun bir kuvvet ile yumruk yaptığı elinde kıstırmıştı. Yıllardır bu adama karşı gösterdiği müsamaha dayanılır gibi değildi ama hayatı tam da boka sarmışken ve yaşaması yalnızca bir saniyelik bir karara bağlıyken ona hayatını bağışlayan kişiydi Savaş. O yüzdendi yıllardır yanında olup ona sadıkmış gibi davranması. Aslında istediği an alaşağı edebilirdi onu. Her şeyini elinden alabilirdi. Tüm adamlarını yıllar içerisinde kendi seçmiş, o, sıcacık ve güvenliği hat safhada olan şirketinde her hafta değiştirdiği fıstık gibi sekterleri ve asistanları ile gününü gün ederken kendisi İstanbul’daki her türlü pisliği öğrenmiş, birçok gücü eline geçirmişti. Ama umurunda değildi. Savaş’ın adını kullanmak, kendi adını kullanmaktan daha iyiydi. Gün gelip de işler istediği gibi gitmezse bok yoluna giden kendisi olmayacaktı. Bu düşünce ile yüzünde şeytani bir tebessüm belirirken yer altı dünyasının en iyi hackerlarından birini aradı. Tabi ki de yer altı dünyasının o öldürücü karanlığını ve kimi nasıl elinde tutması gerektiğini, hayatta kalmak için ne yapması gerektiğini avucunun içi gibi biliyordu. Tıpkı kimin ne işe yaradığını bildiği gibi…

Yalnızca birkaç saat sonra Ateş ve Azad’a dair tüm bilgiler, fotoğrafları ve birçok önemli belgenin fotokopisi ile birlikte masasında dururken geriye doğru yasladığı sandalyesinde oturmuş, viskisini yudumluyordu. O bilgileri Savaş’a henüz vermeyecekti. Adamın sinirden kudurması ve bilgiler için kendisini yeniden araması için bir süre daha beklemesi gerekiyordu. Savaş’ın kendisine muhtaç olması hayvansı bir tatmin yaşatıyordu ruhuna.

Yerinden kalkıp ofisindeki gizli bölmeye giderken sekreterini arayıp kendisine çıkmadan bir kahve getirmesini söyledi. Odanın içinde bulunan bu gizli bölmeyi, dikkat çekmemesi için bir giyim odası gibi dizayn ettirmişti. İçeri girildiği an birkaç farklı bölmeden oluşan bir kıyafet dolabı, aynalar ve küçük duş bölümü gözler önüne seriliyordu ama simsiyah dolap kapaklarından biri, ardında büyükçe bir yatak ve Barlas’ın zevklerine hizmet eden birkaç oyuncağı saklıyordu. Yeni bir oyun için inanılmaz derecede heyecanlıydı... Evet, Barlas’ın farklı bir oyun anlayışı vardı. Elbette o yaşlı moruk gencecik ve fıstık gibi sekreterleri becerirken kendisi kenara çekilip olanları izlemiyordu. Odasındaki gizli bölmeye girdikten sonra kendisini arayan ve odaya girdikten sonra bulamayarak gizli bölmeye giren meraklı kedileri kendisi de tatmin ediyor, onlara asla unutamayacakları anlar yaşatıyordu. Bu, Tanrı’nın ona verdiği bir güçtü ve o da bu gücü kullanmaktan asla çekinmiyordu. Kadınlar onun zevklerine hizmet etmek için varlardı. Aciz, meraklı ve zavallı yaratıklardı. Ruhunun ve bedeninin yaşadığı tatmin için olmasa varlıkları bile gereksizdi.

Üzerindeki ceketi ve gömleği çıkarttıktan sonra eli kemerine uzanmıştı ki içeri giren ve kendisine seslenen kızı duydu. Dudakları keyifle kıvrılırken telefonunu eline alıp kızın hareketlerini izledi. Elbette odasında gizli kameralar vardı ve her anını kendisi bizzat kontrol ediyordu. Bu konuda kimseye güvenemezdi!

Genç kız, üçüncü defa “Barlas Bey, kahvenizi getirdim efendim. İyi misiniz?” derken sinsice gülümsedi. Belli ki bu defa biraz daha uğraşması gerekecekti. Kenarda duran ceket askılığını bilinçli bir şekilde yere devirdi.

Gürültüyü duyan kız, yüzünde dehşet verici bir panik ifadesi ile “Barlas Bey iyi misiniz efendim? Güvenliği çağırmamı ister misiniz?” diye sorunca içinden lanet edip onu odadan defetti. Bu aptal kızı işe kimin aldığını bulup o geri zekalı ile birlikte işten kovacaktı! Öfkeyle dolaplardan birini açıp üzerine siyah bir tişört geçirip çıktı odadan. Kapısını kilitlemişti elbette! Her ne olursa olsun kendisi yokken kimsenin ona ait bir yere girmesine izin vermezdi. Kimin ne yapacağını bilemez, kimseye güvenemezdi.

Son zamanlarda sıklıkla ziyaret ettiği striptiz kulübüne doğru yol alırken, öfkesi hala dinmemişti. Günlerdir izlediği yeni dansçıyı gece yatağa atıp öfkesini onun üzerinde atmaya karar verdi. Striptizciler fahişe değil dansçıdır ayakları ona göre değildi. O sürtüğü yatağında istiyordu ve o, ne isterse o olurdu!

Arabasını valeye teslim edip kulüpten içeri girerken herkesin gözü genç adamın üzerindeydi. Uzun boyu, yapılı vücudu, elaya çalan gözleri, hafifçe alnının üzerine dökülen gür, siyah saçları ile gören herkesi kendine hayran bırakıyordu ama bu yalnızca bir kamuflajdı. Paketi içindekinden daha pahalı olan bir hediye gibiydi Barlas. Tüm o mükemmel görselliğine rağmen içi boş, beş para etmezdi.

Kendisine çevrilen bakışların da etkisi ile yüzündeki piç sırıtışı daha da genişleterek her daim oturduğu, sahnenin tam karşısındaki masasına kuruldu. Sahnedeki kızlara aç gözlerle bakan kalpazanlar ve onları baştan çıkarmak için her türlü hünerini hiç çekinmeden sergileyen, kendini onlara sunan kızlar, soluduğu hava ile birlikte ciğerlerine dolan sigara, şehvet ve alkol kokusu... Tüm bunlar tutkunu olduğu şeylerdi. Para için kendini ayakları altına seren ucuz fahişelerdi kadınlar. Hiçbir değeri olmayan zavallılar! Bu striptiz kulübü ise son zamanlarda önüne sürdüğü yepyeni fahişeleri ile bedenini ve karanlığını doyuruyordu. O, bu pisliklerle nefes alıp bunlarla yaşıyordu. Gözlerini açtığı ilk andan beri karanlık, efendisi olmak için elinden her şeyini almıştı. Tecavüze uğramış, günlerce aç kalmış, kendinden kat kat daha kalıplı şerefsizlerden hayvan gibi dayan yemişti. Ve daha o yıllarda acıyla inlediği her an hem karanlığa hem de tüm yer altına hükmetmeye yemin etmişti!

Gözlerini kapatıp kendisine uzatılan sigaradan derin bir nefes çekerken tamamlanmış hissediyordu kendini. En güçlü, en ilkel dürtüleri haz denizinde boğuluyordu, o anda. Sigarasından son nefesini çekip oturduğu yerden kalkarken mekan sahibi ile göz göze geldi. Hiçbir şey söylemeden adamın odasına doğru yol aldı. Peşinden gelen adamın bir şey söylemesine izin vermeden “Sahnedekini gönder bana,” dedi ve tam kapıyı açacakken kendisine itiraz etmeye niyetlenen adamın yüzüne bile bakmadan boğazına sarıldı. Sol eli hala kapı kolunun üzerindeydi ve dik duruşundan hiç ödün vermemişti. Adamı önüne çekip gözlerini gözlerine dikerken ölüm dolu bir fısıltıydı dudaklarından dökülen.
“Bana karşı koymanın ölüm fermanını okumak olduğunu bilmediğini söyle bana, hadi. O beş para etmez nefeslerini almaya devam etmene izin vermem için af dile benden.”
İşte o, tam olarak buydu. İnsanlara acı çektirmekten zevk alan, etrafa saçılan haykırışlardan haz duyan bir adam…

Saçlarının arasına yer yer beyazların karıştığı adam, nefes almaya zorlanarak, boğazını saran elden kurtulmak için debelenirken arkadan başka birinin sesi duyuldu. Nefes nefese peşi sıra dizdiği cümleler telaşının yansıması gibiydi...
“Barlas Bey, lütfen affedin efendim. Dansçı kızı getirdim. Odaya girmek için izninizi bekliyor.”

Barlas, kolunun altında amansızca çırpınan adamın yalnızca birkaç saniye sonra nefes alamaz hale geleceğini biliyordu ve arkasındaki adam elinden bu zevki aldığı için daha da sinirlenmişti ama o an için önemli değildi. Ne de olsa minik dansçı kızı onu bekliyordu. Adamı sağ tarafına doğru fırlatıp attıktan sonra kızın yüzüne bile bakmadan, incecik bileğini kavradı ve odadan içeri soktu peşi sıra. O an, yaşını olduğundan en az beş yaş daha büyük gösteren makyajı, bedeninin dörtte birini bile zorlukla örten kıyafetleri ve yüzündeki dehşet ifadesi ile yeryüzündeki en masum ve korunası insandı, genç kız. Ama onu koruyacak, zorla tıkıldığı odadaki iblisin ellerinden kurtaracak kimsesi yoktu.

Kızın yüzündeki her ifadeyi özenle izledi Barlas. Baş ve işaret parmaklarıyla çenesini kavrayıp gözlerinin arasındaki bağı kurmak için kızın başını geriye doğru itti. O gözlerde gördüğü korku ve endişe yeryüzündeki en büyük armağandı karanlık ruhuna. Ve hazla geriliyordu kocaman bedeninin her bir hücresi… Yüzünde şeytanı bir gülümsemeyle süzdü tüm bedenini, genç kızın. Hiç düşünmeden üzerindeki kumaş parçasını parçalayarak sıyırdı bedeninden.


İşte şimdi, oyun zamanıydı!

***
Not: Gözünüze çarpan herhangi bir hata ve / veya eksik konusunda yorum yapmaktan çekinmeyin, lütfen. Sizler açıkları söyleyin ki ben daha iyisini yapabileyim, dimi? :)

Okuyan herkese teşekkürler ~~

Sosyal medya:
Aslı Yılmaz'dan Hikayeler -MyReaL-
https://www.facebook.com/groups/1483907988572435/ (Bu grupta yalnız kadın okuyucular var:))
https://www.facebook.com/MyRealAsliYilmaz/
https://instagram.com/myrealasliyilmaz/
https://twitter.com/MyReaLAsli
https://www.wattpad.com/user/MyReaL
https://ask.fm/MyReaL03

Kocaman Sevgilerimle,

21 Eylül 2017 Perşembe

Okudum Bitti - EBEDİ YANSIMA Kehanet / ÖZGE ERKİN ~~

Selamlar Millet!

Uzun bir aradan sonra çok ama çok canım ablam Özge Erkin'in yeni kitabının yorumu ile karşınızdayım. :)

Aslında bir süredir birçok konuda yazmak istiyor hatta taslaklar da oluşturuyorum ancak bir türlü fırsat bulup da bilgisayar başına geçip düzenlemeleri yapamıyordum. Kısmet olursa bir sonraki yazımda uzun uzun anlatacağım neler yaptım, nerelerdeydim falan filan. Ama şimdi sırada ablişimin kitabına dair yorumum var! :)

TANITIM BÜLTENİ:
Zamanın başlangıcından beri ‘Aydınlık’ ve ‘Karanlık’ birbiriyle savaşmakta, ışığın muhafızları üstün özellikleri ve sonsuz yaşamlarıyla yüzlerce yıldır insanlar arasında dolaşmaktadırlar.


Kevin, baş muhafız olarak tek amacı aydınlığı korumaktır. Amacına engel olabilecek her şeyi bir kenara itmiştir; ruh eşini bile ama hiçbir şey planladığı gibi gitmez. Kevin’in ruh eşi bir melektir ve beklenmedik bir anda karşısına çıkar.


Aşkın ilk mührü kırılırken insanoğluğunun kaderini belirleyecek olan kehanet gün ışığına çıkmış ve ilk işaretini vermiştir. Bundan sonra her şey bir muhafızın kaderinde ve bir meleğin kanadında gizlidir.

Yayın Koordinatörü : Tuğçe Nida Sevin
Yayına Hazırlayan : Yeliz Kuşcu Kıyak
Editör : Duygu Esen Özel
Kapak Uygulama : Aslıhan Kopuz
Sayfa Sayısı : 344


BENİM YORUMUM;
Efenim Özge ablamın kalemine olan hayranlığımı artık hemen hemen hepiniz biliyorsunuz ancak bu defa okuduğum kitabı bambaşkaydı. Tabii üzerimdeki etkisi de... Fantastik okumaya çok çok geç başladığımı düşünsem de her şeyin bir zamanı vardır deyip kendimi avutuyorum.

Açıkçası okuduğum çok fazla fantastik olmadığı için bu konuda ahkam kesemem ama bir okur olarak diyebilirim ki Ebedi Yansıma'yı okurken inanılmaz keyif aldım. Bir solukta bitti. -keşke bitmeseydi- Özge ablamı çok seviyor olsam da Destan, Masum Koza ve diğer Wattpad hikayelerinden sonra Ebedi Yansıma'nın türünün fantastik olduğunu öğrenmek bir an duraklamama sebep olmuştu. Okuyabilecek miyim, sevecek miyim, acaba sıkılır mıyım vs vs bir sürü soru vardı aklımda. Ama ablam beni bir kez daha kalemine aşık etti.

Olay örgüsü, karakterler, güçlü kadınlar, aşk, dostluk, güven, sadakat fantastik türde bile olsa o kadar güzel harmanlanmış ve aktarılmış ki gerçekten hiç sıkılmadan, seve seve okudum. Serinin diğer kitaplarının çıkmasını ise dört gözle bekliyorum.

Olayları anlatıp spoiler vermek istemiyorum. O yüzden bu sefer böyle genel bir yorum yaptım. Umarım yazımı okuyup kitabı almaya karar veren herkes severek okur.

Puanım elbette 5 :)



Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın.

Kocaman Sevgilerimle,

MyReal

23 Mayıs 2017 Salı

Okudum Bitti - FIRSATÇI / TARRYN FISHER ~~

Selamlar Millet!

Görüşmeyeli nasılsınız bakalım? Ben yine sevdiğim bir yazarın kitabıyla karşınızdayım. :)


TANITIM BÜLTENİ;

Kalbini sadece bir kez verebilirsin; ondan sonraki her şey ilk aşkının peşinden gelir.

Her fırsattan istifade etmesiyle bilinen sivri dilli Olivia Kaspen, akılsızca çekip gitmesine izin verdiği eski erkek arkadaşı Caleb Drake ile şans eseri karşılaşınca kendisini ilk aşkıyla ikinci bir şans isterken bulur.

Caleb'ın hafızasını kaybettiğini öğrenen Olivia, onu geri kazanmak için ne kadar ileri gidebileceğine karar vermelidir. Ancak gerçek kimliğini ve kötü geçmişlerini gizli tutmaya çalışan Olivia'nın en büyük engeli Caleb'ın kurnaz yeni kız arkadaşı, Leah Smith'tir.
Böylece bu iki hırslı kadın arasında kendilerini hatırlamayan bir adamı elde etmek için girdikleri vahşi bir mücadele başlar. Ama çok geçmeden Olivia, bir zamanlar kendisinin olanı almak için savaşırken yalanlarının sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalır.

Peki, aşk her şeyi affeder mi?
Sayfa Sayısı: 316
Baskı Yılı: 2016
Yayınevi: Aspendos Yayıncılık
Çevirmen: Meltem Türkmen
Yazar: Tarryn Fisher

Ve karşınızda BENİM YORUMUM;
Tarryn Fisher; gerçekten kalemini sevdiğim, özellikle daha önce okuduğum İlik ve Siyah Damar kitaplarındaki konularıyla takdirimi kazanan bir yazar. Onu okumayı çok seviyorum. Bu hayranlığımı bilmeyen kaldı mı, diyerek söze başlasam da bu sefer kitaba 5 yıldız veremedim. 🙈🙈 Nedeni, hikayenin fazla gerçekçi olup beni sinir etmesi midir, nedir bilemiyorum ama elim gitmedi 5 yıldıza...

Caleb, Leah ve Olivia... Üçü de bazı sahnelerde delirttiler beni, yanlarında olup ağızlarına iki tane patlatmak istedim, çok net. 😅
Üçü de inanılmaz büyük aptallıklar yaptı ve öyle tahmin ediyorum Tehlikeli Kızıl ve Hırsız'da da bu salaklıkları devam edecek. Ben, ne olursa olsun seviyorsan ve karşındaki insanın da seni sevdiğinden eminsen elinden gelen her şeyi yapmalısın, diye düşünenlerdenim. Belki de tam olarak bu sebepten; terk edişleri, ihanetleri, ayrılıkları, kavuşmaları, yalanları vs vs o kadar gerçekçiydi ki tüm bunları normal hayattaki insanlarda gördüğüm zaman da inanılmaz sinirlendiğim için üç karaktere de zaman zaman çok kızdım, zaman zaman çok üzüldüm...

Spoiler vermek istemiyorum ama kitapta çok güzel noktalar var; hiçbir şeyi gözden kaçırmadan okumanız ve noktaları birleştirmeniz gerekiyor bazı yerlerde...

Neyseee şimdi sırada Tehlikeli Kızıl var.
Okuyalım, görelim! 💃💃

Puanım: 4/5
Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın. Kalbinizden sevgi, elinizden kitaplar eksik olmasın!

Kocaman Sevgilerimle,

2 Nisan 2017 Pazar

İstanbul'lu Bloggerlar Bodrum'u Keşfe Çıkarsa! ~~

Selamlar Millet!!!
Uzuuunnnn zaman sonra gezip tozdum tarzında bir yazıyla geldim! Yehhhuuu. Biliyorum bazılarınız (örneğin; sevgili ruhsuz atmaca) gezi yazılarımı daha çok seviyor o yüzden bu yazı onlara ithaf olsun! (:
Efenim birçoğunuzun hafta sonu paylaşımlarından ötürü bildiği üzere eski İstanbul'lu şimdilerin Bodrum'lu bloggerı olan ben, blogger dostlarımdan Ali Çalışkan, Hamiyet Akan ve Sercan Çerikci'yi misafir ettim. Buraya geldiğimden beri gezip tozmaya pek vaktimin ve hevesimin olmadığı birçok yeri gezdik, cici insanlarla tanıştık ve daha neler neler! :)
Gezi yazılarımı fotoğraflarla süslemeyi severim, biliyorsunuz. O yüzden buyurunuz efenim, fotoğraflar konuşsun! :)
Hamişim ve ben ilk iki günü kız kıza dedikodularla geçirdik.
Cumartesi günü Ali ve Sercan da bize katılınca ekip tamamlandı! (:
Yazıma geçmeden minik bişicik söyleyeyim; Starbucks'taki CAN! Sanırım o gün bizim hem çılgın olduğumuzu düşündü hem de sayemizde aldığı övgülerle baya mutlu oldu! (:
Diğer çocuğun adını hatırlamıyorum- Hamiş hatırlıyorsan söyle yazalım- Hamişle birlikte çıkmadan bir tuvalete girelim saçımızı, başımızı düzeltelim falan dedik ama bir de ne görelim? Ortalıkta ne tuvalet kağıdı var ne de sabun. Eh biz de doğal olarak çalışan arkadaşlara seslendik ve adını hatırlayamadığım arkadaş ben moladayım deyip bir odaya girdi, tabii kapıyı çarpmayı da ihmal etmedi! O sırada kurtarıcımız Can ortaya çıktı. :) Sabunluğu doldurmakla kalmadı bize o saygısız arkadaşın adını söyleyip şube müdürünü degösterdi. Biz de durur muyuz? Hemen müdüre gittik. Can'ı ayın elemanı seçin, diğer arkadaşın da bir kulaklarını çekin, dedik. Belki bazılarınız bu davranışımıza kızacaktır ama bence -bizce- yapılması gereken buydu. Molaya çıkıyor da olsa bir insanın karşısındaki insanın suratına kapı çarpmaya asla ama asla hakkı yoktur. Hele ki bu insan bir anneyse!

Neyseee tatsız şeyleri geçelim!
Öncelikle buraya geldiğimden beri ilk defa Bodrum'a indim. İlk gün hem merkezde gezip esnafla kaynaştık hem de Bodrum Kale'sini gezdik. Kalenin manzarası harika. Aşağıdaki fotoğraf benim bakışımdan, Sercan'ın Niko'nu ile çekilenler :)
Bu görmüş olduğunuz yere giremedim ben çok korktummmmmm *-*
Ama Ali ve Hamiş çok cesurdu -_-
Ah bu eşek sıpasının güzel bir pozunu yakalamak için az mı koştum peşinden! Hem de korkudan öle öle :D :D 




Tosbikimmmm seni alıp eve getirmeyi ne çok istedim! *-*




Tatlış ablişimle ben (:



Gezdik tozduk tabii sonunda acıktık! Veee Hükümet Sokak'ta Hadi Abi ile 40 yıllık hayat arkadaşı Elif Abla'yı bulduk. Tabii bir de misler gibi mantı ve çiğ börek! *-* Yolunuz düşerse bence mutlaka uğrayın (:

Sokak ortasında n'apıyoruz biz? :D




Gelelim pazar gününe (: Zeki Müren'in müzeleştirilen evini gezdik, devasa topuklu ayakkabıları beni şok etti! *-* Buyurunuz fotoğraflar karşınızda :)
O devasa topuklu ayakkabıları snap olarak atmışım ve telefona kaydetmeyi unutmuşum. O yüzden ne yazık ki paylaşamıyorum... Ama bakınız bendeniz karşınızdayım :P :)

En son Gümüşlük'e gittik. Nedensizce burada en sevdiğim yer, Gümüşlük. Huzur veriyor bana <3
Tipime bak ya! :D
Manzaranın mükemmeliği <3
İnanın aşağıdaki fotolarda ne yaptığımızı biz de bilmiyoruz! :D
Nil Karaibrahimgil de kimmiş? Karşınızda özgür kız Aslı! :)

Çok güldük, çok eğlendik. Boş caddelerde şarkılar söyleyerek dolandık! Unutulmaz, güzel zamanlar geçirdik! Ve ne yazık ki hafta sonu gelip geçti... Ali ve Hamiyet şu anda İstanbul'da. Sercan ve ben birlikte bir iki gün daha geçirdik. Bir iki fotoğraf daha gelecek yani. Ama şu an ben evimdeyim, tek başıma yazımı yazıyorum sizler için. Sercan da çok sevdiği Alanya'ya döndü, dün akşam...


Hayır hayır Starbucks'tan reklam parası almadık! :D
Son olarak eğlencelikli Boomerang'lar ve videolar gelsin, bu yazı da burada bitsin. :)



Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın. Huzur, mutluluk, sevgi hep sizinle olsun!
Kocaman Sevgilerimle,