7 Eylül 2016 Çarşamba

Yaşama Açılan Penceredir Kitap Etkinliği'nin Detayları ~~

Selamlar Millet!

Yine uzunnn bir ara verdim, bir sürü taslak oluşturdum ama yayınlayamadım... Tembellik hat safhada! Amaaaa biliyorum ki sizler hala benimlesiniz <3

Geçtiğimiz cumartesi günü çok canım Şafak ablamın daveti üzere Yaşama Açılan Penceredir Kitap Etkinliği'ne katıldım ve inanılmaz güzel bir gün geçirdim. Bir sürü dünya şekeri insanla tanıştım, çok güzel kitaplarım oldu ve daha bir sürü şey... Hepsini sırayla anlatacağımmmm ama önce katılımcı listemiz gelsin :)

Yönetim Kadrosu:
Şafak Karadeniz, Yasemin Kokulu Bir Hayat ve Elmas Koçan'tı. Bu üç kadın da gerçekten dünya tatlısı, pek bi'misafirperver <3  ❤❤❤


Oyuncular:
Damla Cerrah, Ayça Demir, Serhat Ocak, Esra Nazenin Özdemir, Aslı Yılmaz (yani ben), Nuran Açar Yurtbaşı, Zennure Kübra Öncül (Umarım kimsecikleri unutmamışımdır :))



Sponsor Yayınevleri: 
Hayy Kitap, Pena Yayınları, Sola Yayınları, Altın Kitaplar, Ephesus Yayınları, Arunas Yayıncılık, Nemesis Kitap, Altın Bilek Yayınları, Novella Yayınları, Minval Yayınları ve Nora Kitap. Kendilerine çok teşekkür ediyorum :)


Vee tabi ki sponsorlar arasında, benim gibi bir kahve aşığı için inanılmaz önemli olan Kuyulu Kahve de var! :)

Fotoğraflara devam etmeden önce bir şeyler de anlatayım dimi? :)
Bu güzel etkinliğe ta yaz başlarında davet etti Şafak ablacım beni. O zamandan etkinlik gününe kadar da neler neler yaptıklarını Elmas Hanım blogunda anlatmış, -linkini aşağıya bırakacağım- ve gerçekten verdikleri emeklere değen, süper bir etkinlik gerçekleştirdiler.

Kitap okumayı seven, birbirinden güzel insanlarla tanıştım bu etkinlik sayesinde, Sola Yayınları'nın yönetim ve yazar kadrosundan birkaç kişi ile çok güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. Aramızda kalsın ama Sola Yayınları'nın yol haritasına ve kafa yapısına bayıldım! (:

Yukarıda adını saydığım diğer yayınevlerimiz de bizlere çok güzel kitaplar hediye ettiler. Bazılarını bizzat kendimiz seçtik, bazıları ise yayınevlerinin kendi güzel tercihleriydi ve günün sonunda çok değerli 14 yeni kitabım oldu! :)

Kitap ve kahve en güzel ikilidir diyerek sevgili Kuyulu Kahve de bizlere katıldı. Ne yazık ki toplantı odasında kahveyi yapıp deneme şansımız olmadı ama güler yüzleri ve samimiyetleri dahi benim olumlu hisler beslememe sebep oldu ki zaten benim kahve sevmemem imkansız, biliyorsunuz! :)

Vee tabi ki Konak Hotel var. Bizi çok güzel ağırladılar. İkramlar ve toplantı odası çok güzeldi. Ben beğendim! :)


İşte etkinlik sonrasında mutlulukla kabul ettiğim hediyelerim (Şafak ablamın kendi elleri ile yaptığı kurabiyelerimi eklemeyi unutmuşum bu kareye :( Ama onlar için başka bir kare çekeceğim)


Sola Yayınları yazarlarından Achilles Valentin. Kitap için çok pessimist bir şey demişti, yayın koordinatörleri. Ama gördüğünüz üzere yazarın kendisi inanılmaz güleç bir insan.
Bakalım okuyunca kitap hakkında ben, neler düşüneceğim! :)

Yine Sola Yayınları'ndan olan bir başka kitap. Şu an okuyorum, yakında yorumumu paylaşırım ;)

Sola Yayınları'nı paylaşmaya doyamadım! :)


Yine ne anlatıyorum acaba çok merak ettim! :)


Ne kadar da meraklı ve alır almaz kitabı analiz eden bir biz! :)

Aşağıda görmüş olduğunuz şebek hallerimi ölümsüzleştiren sevgili Tolga Abi'ye de kocaman teşekkürler! Çok eğlendim bu kareleri görünce (: 
 



Veee işte kitaplarım ve ben! :)


Bir kez daha Elmas Hanım'a, Şafak Ablama ve Yasemin Hanım'a çok teşekkür ediyorum. Umarım tekrar böyle güzel etkinliklerde bir araya gelebiliriz 

Aşağıya diğer arkadaşların blog yazılarının ve  youtube videolarının linkleri bırakıyorum. Bence mutlaka bir inceleyin! (:
http://minninwonderland.blogspot.com.tr/2016/09/yasama-aclan-penceredir-kitap-etkinlik.html
http://www.elmaspiriltilari.com/2016/09/yasama-aclan-penceredir-kitap_6.html
http://www.safagindunyasi.com/2016/09/yasama-acilan-penceredir-kitap-bulusmas.html
http://www.esranazeninozdemir.com/2016/09/etkinlik-yasama-aclan-penceredir-kitap.html
https://neokudumneizledim.blogspot.com.tr/2016/09/yasama-acilan-penceredir-kitap-etkinligi.html





Yeniden görüşünceye dek kendinize çok ama çok iyi bakın! Mutluluk sizinle olsun! ❤

Kocaman Sevgilerimle,

5 Temmuz 2016 Salı

Okudum Bitti: Kan ve Aşk / Işıl'ca ~~

Selamlar canlarım!

Öncelikle herkese musmutlu bir bayram dilerim. 🙏🙏❤❤

Önceki yazımda Işıl Hanım'a ait yayınlanan dört kitabın tanıtımını yapmıştım. Şimdi de sırada son kitabı KAN ve AŞK var.

Her zaman olduğu yine ilk olarak Tanıtım Bültenini paylaşıyorum;

Hiçbir Aşk kanla yazılamaz

İntikam ateşinin AŞK'a dönüşme savaşı

Yıl 1760…
Kelimelerin sustuğu, kılıçların konuştuğu yedi yıl savaşları tüm acımasızlığıyla devam ederken AŞK intikam ateşinde doğacaktı…

Bir Leydi;
Hoyrat bir nehir, ateşten doğan keskin bir kılıç, yayından fırlamış bir ok, ne aşka boyun eğer ne de kanla yazılacak bir kadere…

Bir Lord;
Öfkeyle kaynayan bir okyanus, fırtınalarla bilenmiş bir hançer, ne sınırlara boyun eğer ne de aşktan örülmüş zincirlere… Nehir ve okyanus, savaş ve barış, tutku ve nefret…

Vee geldik benim yorumuma;
Bilenler bilir Işıl ablam (tabi ki de Hanım diye devam etmeyeceğim:)) benim çok sevdiğim biri. O yüzden onun yazdığı bir şeyi okumamam ya da beğenmemem mümkün değil elbette! Ama Kan ve Aşk benim için bambaşka bir deneyim oldu! Bugüne kadar bir kez olsun yerli historical okumadım ben. Dolayısıyla Kan ve Aşk ile hayatımda bir ilke sahip Işıl abla! (:

Kitabın belli bir bölümünde ana karakterin bambaşka biri olacağını düşünüyordum ben o yüzden o konuda ters köşe oldum. Neyse ki bu ters köşe durumu güzel yöndeydi! (: Kötü adamın kim olduğunu düşünüp durdum ve sonunda aklımdaki kişi çıktı bu da bir şeydi yani! :)
Sanırım bu konularda biraz acemiyim, yazarların yaptığı hamleleri göremiyor ve her defasında ters köşe olabiliyorum bazı konularda ama kötü adam konusunda olmadım işteeee! :)

Neyseee konumuza geri dönelim!
Emma tam anlamıyla asi bir leydi. Tam sevdiğim!!! Neymiş efendim, bir kadın her daim kibar olmalıymış, dikiş nakış bilmeli, zarafet ve dans eğitimleri almalı, kendisini koruma işini erkeklere bırakmalıymış. Ne münasebet efendim! Gayet de kendini koruyabilir bir kadın da! O yüzdennnn Emma'ya BA-YIL-DIM! :)

Veee tabi ki Vincent... Sevmeyi bilmeyen, iltifat etmeyi dahi beceremeyen tatlı öküzüm! :) Yıl 1760 da olsa öküzcük öküzcüktür canım n'apalım! :) Kendisine kızdığım çok fazla zaman oldu ama bulunduğu konum, yaşadığı dönem ve yetiştirildiği tarz düşünülünce aksi anormal olurdu. Sonuç itibariyle adam oldu o da. 😄😄
Frederich ve Leon, hikayedeki favorilerimdi. Onların, özellikle Frederich 'in hikayesini okumayı çokkkk isterim. Sevgili yazarımıza duyurulur yani (:

Kitabı Game of Thrones izler gibi okuduğumu itiraf etmeliyim. Gerçekten de film tadında bir anlatımı vardı. Nasıl başlayıp nasıl bitti bilemedim bile. Hatta çok çabuk bitti yaaaaa...

Bir kez daha kalemine sağlık ablacım. Sen hep yaz biz hep okuyalım! (:

Kocaman Sevgilerimle,



1 Temmuz 2016 Cuma

Işıl'ca Kitaplar Okuma Etkinliği ~~

Selamlar Millet!

Ben geldim! Görüşmeyeli nasılsınız önce bir onu sorayım... :)

Yepyeni bir okuma etkinliği ile karşınızdayım. Bookstagram hesabımı takip edenler bilirler zaten. Esra Nazenin Özdemir, Buse Güler ve Uğur Böceğinin Kitaplığı (Seda Tıraş) ile bir okuma etkinliği düzenledik. Pazartesi günü Instagram hesaplarımız üzerinden de çekiliş başlattık. Katılmak isteyenler koşsunlar bakalım, oraya :)

Ben bugün sizlere Işıl Hanım'a ait kitaplar hakkında genel bilgi vereceğim, Allah nasip ederse birkaç gün içerisinde de son kitap, KAN ve AŞK, hakkındaki yorumumu paylaşacağım! :)


17 Haziran 2016 Cuma

Hikayem: Karanlık Ruhlar - Bölüm 3: Kalbin Sırları ~~

Selamlar Millet!!

Yeni bölüm ile karşınızdayım! (:
İlk bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
İkinci bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^
Keyifli okumalar!

***

3. Bölüm: Kalbin Sırları ~~

Dört bir yanı koyu renk camla kaplı şirket binasının yine camla kaplı devasa kapısından içeri girip asansöre doğru ilerledi Azad, dik duruşundan zerre ödün vermeyerek. Her tarafı şeffaf camla kaplı asansörden içeri girip Ateş Bey'in de yanına gelmesini bekledikten sonra otuz ikinci katı gösteren düğmeye bastı. Asansör hızla gidecekleri kata doğru ilerlerken ellerini koyu renk ceketinin iki yanından pantolonun ceplerinin içine sokmuş, duruşunu sanki mümkünmüş gibi daha da dikleştirmişti. İçeri adımlarını attıkları andan itibaren izlendiklerinin pek tabi ki farkındaydı. O yüzden ağzından tek kelime çıkmadığı ve içinde bulundukları asansörü ölüm sessizliğine bürüdüğü gibi, gözleri de ölüm soğuğuna bürünmüştü. Hafifçe kısılmış, buz mavisi gözlerini diktiği asansör kapısı, bir canlı olsaydı o gözlerdeki sertlik ve soğukluk karşısında yıkılması işten değildi...

Her ne kadar arabadayken espriler yapıp ortamı yumuşatmaya çalışsa da Ateş Bey de en az Azad kadar ciddi ve sertti, o an. Sevdiği insanlar çevresindeyken yeryüzündeki en babacan insan olsa da savaş meydanına adım attığı an çelik bir zırh gibi kuşanırdı ciddiyetini. Ve şu anda bulunduğu yer, ruhunun en büyük savaşını vereceği adamları da içinde barındırıyordu. Bu farkındalık ile koyu lacivert, kumaş pantolonun ceplerine koyduğu ellerini yumruk yapmış, koyu kahve gözleri sanki mümkünmüş gibi daha da kararmıştı. Ağzının içindeki dişler biraz daha sıksa dayanamayıp parçalanacaktı! Yanındaki, kendisinden en az beş santim daha uzun olan adamın uyarır tondaki nefes alışı ile özgürlüğünü geri verdi parmaklarına. Burnundan aldığı nefesinin dudaklarının arasından salınmasına izin verirken tüm dikkati yeniden Azad'a yönelmişti. Evet, Ateş Bey de alışılmışın dışında birçok Türk erkeğinden daha uzun bir boya, yaşıtlarının aksine çok fit bir yapıya sahipti. Şakaklarının üzerine dökülen koyu kahve saçlarının arasındaki grilikler ve gözlerinin çevresinde yer edinen derin kırışıklıklar olmasa değme delikanlılara taş çıkarırdı. Duruşu dik ve kendinden emindi her daim.

Azad'ın da yıllar içerisinde kendisini örnek alması hatta birçok konuda kendisinden daha da profesyonel ve başarılı olması bir yanını mutluluğun sarmasına sebep olsa da genç adamın işi abartarak, sevdiği insanlara karşı da taviz vermez o sert tutumunu sergilemesi diğer bir yanını hüzünlendiriyordu. Sevmeye, sevilmeye ihtiyacı vardı ama bu konuda elinden bir şey gelmiyordu. Sahip olduğu her şeyi ona verebilirdi hatta Azad'ın bundan haberi olmasa da vermişti. Yıllar önce vasiyetini yazmış, sahip olduğu her şeyi, sahip olduğu tek insana bırakmıştı. Yıllarca sevdiği kadının ve cennet kokulusunun yası kavururken ruhunu, Azad kurtuluşu olmuştu, acının en gaddar zindanlarında çürüyen benliğinin. Cennet kokulusu ait olduğu yere göçerken, kendi mavilerine eş mavileri barındıran başka bir kuzuyu göndermişti ona. O da kendi evladından ayırmamış, bir gün onun da kendisi kadar benimsemesini beklemişti. Yıllar içerisinde bir kez olsun kendisine baba desin diye beklemiş, elinden gelen her şeyi yapmıştı ama ne olursa olsun Azad, kendisine asla Ateş Beyden başka bir hitap kullanmamıştı. Şimdilerde bir de diline dolanan bir ihtiyar lafı vardı ya onu da ne kadar yeterli bulmasa da samimiyetini sakladığı bir kelime olduğunu düşünerek kendini avutuyordu. Kendi evladı yerine koyduğu bu yüreği yaralı delikanlının mutlu olmasını, ruhunun sevgi ile kuşanmasını diliyordu, her nefesinde. Ancak bu kadardı işte yapabilecekleri, maddi imkânlar elde edilmesi ve paylaşılması kolay olandı ama genç adamın yüreği çelik zırhlarla sarılmışken orada zorla bir sevginin yeşermesini sağlayamazdı...

Her iki adam, asansörde bir an göz göze geldiler. Sert ve taviz vermez duruşlarında tek bir anlık bile bir yumuşama olmadı. Her zaman olduğu gibi önce birbirlerine gösterdiler birlikte nasıl da güçlü olduklarını ama bu defa ikisi de daha erken kaçırmıştı gözlerini...

Dillerindeki bahane; katılacakları ihalenin, maddi olarak zerre umurlarında olmasa da istedikleri prestiji elde etmeleri için çok önemli olduğuydu ya aslında her iki adam da kendi içinde bambaşka sebepler taşıyordu. Yıllardır aldıkları nefesleri bile birbirinden saklamayan bu iki adam, ilk defa tamamen dürüst davranmamış, ihaleye bu kadar önem veriyor olmalarının asıl sebebini kendi içlerinde saklamışlardı. Ateş Bey, vasiyeti ile ilgili gerçeği de saklıyordu elbette Azad'dan. Çünkü biliyordu asla kabul etmezdi genç adam. Ama eğer planlarını gerçekleştirir de ruhundaki kara lekeden arınırsa ondan sonra daha fazla katlanmayacaktı lanet ettiği bu dünyaya, üstelik kuzusuna kavuşmasının vakti gelmişti de geçiyordu. Ondan sebepti ya checkup sonuçlarını saklayıp ihale için daha da fazla çalışması, her şeyi daha da hızlandırması...

Otuzuncu kata ulaştıklarını gösterirken led ekran derin bir nefes alan iki adamın da yüreğinde tek bir duygu kaynıyordu o anda. Biri tüm geçmişinin intikamı ile yanıyordu, diğeri hem geçmişinin hem de geleceğinin...

Otuz ikinci kata ulaştıklarını belirten minik uyarının ardından açılan asansör kapısından önce Ateş Bey sonra da Azad çıktı. Şirkete giriş yaptıkları an geldiklerini haber alan şirket sahibi, onları karşılaması için inanılmaz güzel bir kız göndermişti, her zaman olduğu gibi...

Genç kız, yüzünde profesyonel bir tebessümle Ateş Bey'e yaklaşıp büyük bir özenle selamladı adamı. Sağ tarafına dönüp kendisine çevrilen buz mavisi gözlerle karşılaştığı an ise bir anlık bir duraklama yaşamış, bedeninin aynı anda kutupların zirvesinde donarken cehennem ateşlerinde kavrulduğunu hissetmişti... Bir anlık bir afallamanın ardından profesyonel duruşunu yeniden kuşanmış ve kendini toparlayıp Azad'ı da selamlayarak toplantı odasına doğru kılavuzluk etmişti onlara.

Önünde adeta salınarak yürüyen kıza bakarken istemsizce kıvrıldı dudağının bir kenarı. Kızın orantılı ve düzgün bir vücudu olduğu inkâr edilemeyecek bir gerçekti. Ve genç kızın bunu sergilemekten hiç çekinmediği giydiği süper mini siyah eteği, kendisine en az iki beden küçükmüş gibi duran bembeyaz gömleği ve onun altına giydiği beyaz dantelli sutyeninden bariz bir şekilde anlaşılıyordu. Başka bir erkeğin kesinlikle ilgisini çekebilir hatta toplantı sonrası vaktini onunla geçirmesini sağlayabilirdi ama Azad, yıllar içerisinde o kadar çok karşı karşıya kalmıştı ki böyle şeylerle, artık yalnızca gülüp geçiyordu.

Özellikle genç ve biraz da yakışıklı iseniz, rakiplerinizin de sizinle çalışmak isteyenlerin de en büyük kozları olurdu şehvet düşkünü olmanız. Elde edilebilmeniz için tek gecelik de olsa yatağınızı ısıtacak bir kadının ayarlanması yeterli olurdu ya Azad asla istediklerini vermemişti onlara. Vermeyecekti de! O yüzden insanların bu anlamsız çabaları ilk zamanlar her ne kadar canını sıkmış olsa da bir süre sonra umursamayı bırakmıştı. Kendi kazdıkları kuyuların üzerlerinin örtülmesine izin verse de içlerinin doldurulmasına izin vermiyordu ki günü gelince hepsini kendi kazdıkları kuyulara tek tek göme bilsin!

Toplantı odasından içeri girdikleri an yine o karşı konulmaz, sert ve kendinden emin iş adamı maskesini takmıştı, her iki adam. Kendilerini karşılamak için ayağa kalkan herkes ile Ateş Bey tek tek tokalaşırken Azad, gözlerinin içine bakıp adlarını söylemekten çekinmedi. Ateş Bey de dâhil olmak üzere herkes onun bu özelliğine hem şaşırıyor hem de hayranlık duyuyordu. Çünkü daha tanıştırılırken insanların adlarını kendisi söylüyor, karşısındaki insana hâkimiyetin kimin elinde olduğunu adeta gözleriyle haykırıyordu.

Onun bu özelliğinden habersiz Savaş, kendisine uzatılan eli sıkarken tam adını söyleyecekti ki o güçlü eller kendi elini sıkıca kavrayıp "Savaş Bey," diyerek gözlerine kilitlenince kalakaldı. Bir süre adamın gözlerinin içine bakmaya devam etti Azad. İçinden taşan nefret, tüm benliğini sararken karşısında yavşakça sırıtan, koca göbekli herifi bulundukları katın camlarından birinden sarkıtmak ya da ona her şeyi itiraf ettirene kadar izlediği tüm o vahşet dolu filmlerdeki işkenceleri uygulamak arasında gidip geliyordu, ruhu. Ama yalnızca gözlerinin arasındaki bağı hiç koparmadan biraz daha sıktı elinin içinde ufacık kalan, kana ve pisliğe bulanmış, kırmızı ve siyahın en boktan tonlarını barındıran eli.

Kendisine ukalalık ve kendini beğenmişlik ile bakan gözlerde görmekten haz aldığı bir korku yer edinince adamın gözlerinde, saniyelik bir sürede sol yanına doğru kıvrıldı dudakları, alayla. O kadar kısa sürmüştü ki bu eylem gerçekliği anlaşılmıyordu bile ve o, elini geri çekerken karşısındaki insan içindeki bilinmezlikle daha da korkuyor, panik ve öfkeyle sarmalanıyordu. İnsanların yaşadığı psikolojik sarsıntıları algılamak çocuk oyuncağıydı Azad için ve karşısındaki adamın öfkeden deliye dönmesi, etrafa saldırmaya başlaması için her şeyi yapmaya hazırdı. Öfke, kontrol kaybı demekti. Kontrol kaybı, hata yapmak ve hata yapmak, ölüm fermanını imzalamak demekti. Savaş, o fermanı yıllar önce imzalamıştı ya yine de her şeyden emin olmadan adım atmak Azad'ın yapacağı bir şey değildi. Her ne olursa olsun düşüncesizce hareket edemez, duygularının benliğine hükmetmesine izin vermezdi.


Kendisi için ayrılan sandalyeye oturmadan hemen önce ceketinin ilikli olan düğmesini açıp sanki mümkünmüş gibi daha da büyüdü! Koca sandalye, onun oturuşu ile kaybolmuş, herkesin dikkati genç adama dönmüştü. Bir kez daha! Ve o, alışık olduğu bu farkındalıkla ruhunu beslemiş, gücün varlığını damarlarında akan kandan tüm benliğine ilan etmişti. O, Azad Ayder'di. Yıllarca içindeki intikam ateşi ile yanan ve bir daha asla yanmayacağına yemin eden, gücün ve öfkenin beden bulmuş hali!



***
Not: Gözünüze çarpan herhangi bir hata ve / veya eksik konusunda yorum yapmaktan çekinmeyin, lütfen. Sizler açıkları söyleyin ki ben daha iyisini yapabileyim, dimi? :)

Okuyan herkese teşekkürler ~~

Sosyal medya:
Aslı Yılmaz'dan Hikayeler -MyReaL-
https://www.facebook.com/groups/1483907988572435/ (Bu grupta yalnız kadın okuyucular var:))
https://www.facebook.com/MyRealAsliYilmaz/
https://instagram.com/myreal03/
https://twitter.com/MyReaLAsli
https://www.wattpad.com/user/MyReaL
https://ask.fm/MyReaL03

Kocaman Sevgilerimle,

10 Haziran 2016 Cuma

Hikayem: Karanlık Ruhlar - Bölüm 2: Sayılı Değil midir Nefeslerimiz?~~

Selamlar Millet!!

Yeni bölüm ile karşınızdayım! (:
İlk bölümü okumayanlar için Tık Tık ^^

Keyifli okumalar!

2. Bölüm: Sayılı Değil midir Nefeslerimiz?~~

Gözlerini açtığı an yeniden kapamayı diledi, derin bir iç çekişle. Geceleri, yorgunluk ve uykusuzluğa direnemeyen bedeni, uykuya yenik düşerken tek dileği oluyordu, doğacak günü görmemek, teslim olduğu karanlık tarafından sonsuza dek teslim alınmak... Ama her sabah çalan alarmın sesi, hala yaşadığının lanet bir kanıtıydı. Banyoya girip duşun altına attı kendini. Tanrının bir diğer laneti gibi olan şekil almaz, turuncu saçlarını şampuan demeye bin şahit isteyen bir sıvı ile yıkayıp duruladıktan sonra bir süre daha kaldı suyun altında. Ilık su, akıp giderken bedeninden sanki alıp götürecekmiş gibi hissettiriyordu, tüm yaralarını...

Üzerine geçirdiği üzeri pamukçuklanmış ve aşırı derecede yıpranmış bornozu ile koşarak ayrıldı banyodan. Minik odasına dönüp iki kapılı, bir kapısı eskimiş de olsa boydan boya aynayla kaplı olan, küçük dolabından siyah bir kot pantolon ile aynı renkte bir kazak çıkarıp yatağının üzerine attı. Hafif bir u dönüşü yaparak dolapla dip dibe duran komodinin çekmecesinden de siyah bir külot ve sutyen çıkardıktan sonra sıyrıldı üzerindeki bornozdan. Küçücük odada hareket ederken elinin kolunun herhangi bir şeye çarpmaması mucize gibi bir şeydi. Ve bu mucize çoğu zaman gerçekleşmediğinden, kolları ve bacakları küçük morluklarla doluydu.

İç çamaşırlarını giyip saçlarını gelişi güzel bir şekilde kuruttu eskimiş baş havlusuyla. Hala ıslak olan saçlarına aldırış etmeden pantolonunu ve kazağını da geçirdi üzerine. En son geçen kış aldığı kalın, içi havlulu çoraplarını geçirdi ayaklarına.

Kıyafetleri, hiçbir zaman umurunda olmamıştı. Ne giydiği, ne kadar süredir giydiği hep gereksiz bir teferruattı ona göre ama her mevsim buz kesen ayakları, çok büyük bir belaydı başına. Kışın, özellikle de kar yağdığı zamanlar, iki kalın çorabı üst üste giyse de amfiye gitmek için yürüdüğü o kısacık mesafede parmaklarına felç indiğini hissederdi.

Odadan ayrılmadan önce yatağının kenarında duran siyah sırt çantasını, son bir kez kontrol ettikten sonra şarj olması için prize taktığı ve yalnızca birkaç ay önce, yanında çalıştığı yaşlı kadının yoğun ısrarlarından sebep ikinci el telefonlar satan bir dükkândan aldığı telefonunu da cebine atıp kilitli olan kapıyı açarak dışarı çıktı. Kapıyı bu defa dışarıdan kilitleyip yurdun yemekhanesine doğru yol alırken bileğine taktığı siyah lastik toka ile saçlarını gelişi güzel bir şekilde topladı. Her ne kadar kalın olursa olsun aldığı hiçbir toka, saçlarını istediği ölçüde bir arada tutamıyor, her defasından sağından solundan saçlar çıkıyordu ve bu durum onu deliye döndürüyordu. Bıkkınlık ile dağılan saçlarını kulaklarının arkasına iterken yemekhaneye doğru giden yolda adımlarını daha da hızlandırdı.

Son üç yılını, bu eski, her tarafı dökülen, harabe gibi yurtta geçiriyordu ama daha kötülerini de görmüştü. Hatta belki de içlerinde en iyisi burasıydı. En azından kendine ait bir banyosu ve anahtarı vardı. Düşününce hiç de fena değildi...

Geçmişin lanet anılarının zihnine dolmasına izin vermeden girdi yemekhaneden içeri. Rastgele masalara oturmuş, bir yandan kahvaltısını yaparken bir yandan da kahkahalar atan, dedikodular yapan kalabalığa hiç bakmadan hazır kahvaltı tabaklarından aldı eline, bir fincan da çay doldurdu semaverin yanındaki kupa yığınından aldığı bir kupaya. Her zaman oturduğu masaya geçti. Tepeleme doldurulan şekerliğin içinden beş küp şeker alıp attı çayının içine. Küp şekerler eriyip karışırken köpük köpük yapıyordu çayın üzerini, o da bundan nefret ediyordu ama şekersiz de çay içemediğine göre başka şansı da yoktu. Şekerler tamamen eridikten sonra elinden geldiğince üzerindeki köpükleri kaşık ile toplayıp kurtulacaktı onlardan. Önüne konan neyse onunla yetinmeyi, alternatifler üretmeyi öğrenmişti yıllar içerisinde. Ve şimdi önünde duran hazır kahvaltı tabağı, hayatı boyunca sahip olduklarının en iyilerindendi. İnce bir dilim peynir, üç beş adet zeytin, buz gibi olmuş bir haşlanmış yumurta, hazır pakette reçel ve tereyağı...

Her sabah olduğu gibi yine etrafındaki kalabalık ve gürültüye tezat, yapayalnız ve sessiz bir şekilde yaptı kahvaltısını. Çayının son yudumunu da içip çantasını aldıktan sonra ayrıldı yurttan. Ders zamanıydı artık.

Rutin bir hale gelmişti hayatındaki her şey. Sabah kalkar, duşunu alır, yemekhanede kahvaltısını yapar, önce fakülteye ardından da çiçekçiye gider, gece 21:50'de tam da yurda giriş saatine son on dakika kala yurda dönerdi. Asla kimseyle konuşmaz, kimsenin ilgisini üzerine çekmezdi. Bir kez olsun ders çıkışlarında bırak sinemaya, tiyatroya ya da konsere gitmeyi bir alışveriş merkezine gidip yemek bile yememiş, boş boş da olsa mağaza mağaza gezmemişti ama eksikliğini de hissetmiyordu. Zaten insan bilmediği bir şeyin eksikliğini nasıl hissederdi ki? Hayatı boyunca hiç sahip olmadığı şey eksik de olmazdı.

Amfiden içeri girip ilk sıraya yerleşti her zaman olduğu gibi. Evet, onun gibi insanların en arka sıralarda ve köhne köşelerde olması beklenirdi ama o, hiçbir zaman arka sıralara tünememişti, her daim ön sıralarda oturmuştu. Üç yıldır kimseyle konuşmadığından, kendisine bulaşan da pek olmuyordu. Elbette ilkokul ve lise yıllarının ilk zamanları bir cehennemden farksızdı ama onun hayatı cenneti ne zaman tatmıştı ki? Yıllar içerisinde alışmıştı itilip kakılmaya, hakaretler işitip de hiçbir şey diyememeye. Tam da bu sebeplerden aslında şimdilerde hayatının cennet zamanlarını yaşadığını düşünüyordu zaman zaman. Her ne kadar zaman zaman kendiyle çatışsa da artık kimseden dayak yemiyor, fakültede kimsenin alay konusu olmuyor, tacize ya da tecavüze uğramıyor, üstelik de part time işi sayesinde kendi parasını kazanıyor, bir şekilde kendi kendine yetiyordu. Hayatı boyunca hiçbir şeyi olmayan birine göre aslında tam da şu anda çok fazla şeyi olduğunu düşünmekten alıkoyamıyordu kendini. Ama içinde bir yerler ne olursa olsun çok daha fazlasına sahip olabilecekken elindeki üç beş parça şeyle kendini avutmasına izin vermiyordu.

Arkadaş, aile, akraba ya da dost denen şeyler neye yarardı ki? Okuduğu kitaplarda bile insanlar hep dost dedikleri, aile dedikleri, arkadaş dedikleri ya da akraba oldukları kişilerin ihanetine uğramıyor muydu? Peki ya o? O da hayatının en büyük acısını, en yakını yüzünden yaşamamış, tüm yaşama sevincini kaybetmemiş miydi? Bu hayatta gerçekten seven ve mutlu olan kaç kişi vardı ki? Şahsen o hiç görmemişti. Sevmek ve bağlanmak acıdan başka bir şey değildi. Birine bağlanıp da mutlu olmak mümkün değildi!

İnsanlar, yalnızca işine yaradığı sürece seviyorlardı bir diğer insanı. Menfaatler ve alacaklar bitince sevgi de bitiyor yerini insanlığın en ilkel duygularına; haset ve nefrete bırakıyordu.

Onun da yıllarca en yakın olduğu duygu değil miydi nefret? Hem de en sevdiklerine, en sağlam düğümlerle bağlandıklarına... Aldığı her nefes ruhuna nefreti aşılamamış mıydı yıllarca?

Gerçi artık ondan da vazgeçmişti. Ne uğruna, kimden nefret edecekti ki?

Kim bilir, belki de köhne bir köşe başında geberip giden birinden mi nefret edecekti? Yoksa daha ne olduğunu bilmeden kaybettikleri uğruna mı bileyecekti nefretini? İşte tam da bu sorulardan sebep boş vermişti. Yok saymış, aldığı nefes kadar yaşamaya karar vermişti. O yüzdendi ya tek temennisi alacağı nefes sayısının az olmasıydı ve yine aynı sebeptendi düşündüğü her an daha sık nefes alıp verişi...

Sayılar geri geri dökülecek ve o, son nefesle birlikte sonsuz uykusuna uyuyacak, kötülüklerin, kâbusların, acıların kol gezdiği bu diyardan sonsuza dek kurtulacaktı.

Bir hayal miydi? Kim bilir belki... Ama ya değilse? Ya aslında gerçeğin ta kendisi ise?

 Ama ya değilse? Ya aslında gerçeğin ta kendisi ise?



***
Not: Gözünüze çarpan herhangi bir hata ve / veya eksik konusunda yorum yapmaktan çekinmeyin, lütfen. Sizler açıkları söyleyin ki ben daha iyisini yapabileyim, dimi? :)

Okuyan herkese teşekkürler ~~

Sosyal medya:
Aslı Yılmaz'dan Hikayeler -MyReaL-
https://www.facebook.com/groups/1483907988572435/ (Bu grupta yalnız kadın okuyucular var:))
https://www.facebook.com/MyRealAsliYilmaz/
https://instagram.com/myreal03/
https://twitter.com/MyReaLAsli
https://www.wattpad.com/user/MyReaL
https://ask.fm/MyReaL03

Kocaman Sevgilerimle,



3 Haziran 2016 Cuma

Hikayem: Karanlık Ruhlar - Bölüm 1: İlk Adım ~~

Selamlar Millet! (:

İişte ilk bölüm ile karşınızdayım. İnşallah bir aksilik olmazsa her hafta bir bölüm yayınlayacağım burada da :)

Keyifli okumalar!

1. Bölüm: İlk Adım ~~

Gözlerini açtığı an derin bir nefes çekti içine. Lanet olası karanlık yine rehin almıştı ruhunu. Yine kapkaranlık gökyüzüne uzanan alevlerin dumanı dolduruyordu ciğerlerini de kesiyordu soluklarını. Lanet etti bir kez daha. Yaşadıkları, yaşayamadıkları ve tüm kayıpları için lanet etti! Gözlerini kapatıp uyku denen o lanet şey benliğini ele geçirdiği her an yaşadığı kâbuslar için lanet etti. Uykuya direnemeyen benliğine lanet etti. Aldığı nefeslere lanet etti. O aşağılık herifi hala bulamadığı ve intikamını alamadığı için lanet etti. Hayata ve ona dair her şeye lanet etti!

Bir hışım girdiği banyoda, soğuk suyun altında, tenindeki terden kurtulurken başını duvarlardan birine yaslamış, nefeslerini düzene sokmaya çalışıyordu. Yıllardır her sabah aynı şeyi yaşamaktan bıkmıştı artık ama ne yaparsa yapsın geçmişin karanlığı peşini bırakmıyor, boynuna doladığı ilmeği daha da sıkıyordu. Her geçen gün daha fazla, daha fazla...

Yumruk yaptığı elini duvara geçirirken kaçıncı kere olduğunu bilmediği bir lanet ve küfür savruldu dudaklarının arasından. Soğuk duvarlara çarpıp kulaklarına dolan sesi, üzerine dökülen sudan daha soğuktu. Ruhunu, benliğini donduruyordu.

Musluğu kapatıp çıktı duşa kabinden. Neredeyse bir oda büyüklüğünde olan banyoda duşa kabinin hemen sağında duvarın tamamını kaplayan, beyaz bir dolap vardı. Dolaptan aldığı havlulardan birini beline sararken diğeri ile saçlarını kurulayarak ilerledi, tam karşısında duran aynaya doğru. Islak ayakları buz mavisi, su geçirmez parkelerle kaplı zeminde izler bırakıyordu. Aynanın karşısına geçtiği an yüzünü incelerken buldu kendini. Yıllar içerisinde ne çok değişmişti her sabah karşılaştığı yüzü. O, annesinin öpüp okşadığı tatlı çocuk değildi karşısındaki, şimdi kendine bile yabancıydı...

Elini hafifçe çıkmaya başlayan sakallarının üzerinde gezdirirken geçmişin anıları acı acı çaldı kapısını bir kez daha. Babası banyoda tıraş olurken onu izlediği, büyüyünce ben de babam gibi tıraş olacağım, annem beni de öpecek yanaklarımdan sonra da dudaklarımdan öpecek. Bana ne işte öpecek!, diyerek babası ve annesi arasında mekik dokuduğu güzel ama hatırladığı her an acı veren anıları...

Gözlerini yumup derin bir nefes aldı. Kafasını hırsla iki yana kütletip çıktı banyodan. Banyo kapısının hemen yanında bulunan kapıyı açıp girdi kıyafet odasından içeri. Gözüne ilk çarpan siyah takımı ve gömleği alıp giydi. Kravatlarının bulunduğu çekmeceyi açıp oradan da siyah bir kravat çıkardı.

Kocaman odanın komple bir duvarını kaplayan aynanın karşısında gördüğü adam, ona göre sevgisiz, bomboş ve kimsesiz olsa da birçoğuna göre karşı konulmaz bir çekiciliğe ve güce sahipti. Masmavi gözleri, gördüğü an insanı içine çekiyor, özellikle kadınlar bakışlarındaki o girdaba kapılmaktan kendilerini alıkoyamıyorlardı. O gözler, hafifçe kısılıp da öfkeyle harlanınca dünyaları yakabileceğini düşündürse de aynı oranda olan soğukluğu ile iliklerine kadar dondurabiliyordu insanları. Genç adamın her daim sergilediği kendinden emin duruşu, gücün ve kontrolün kimin elinde olduğunu gayet net bir şekilde gösteriyordu herkese. Dimdik omuzları, 1.90'nın üzerindeki uzun boyuyla bir olunca daha da erişilmez bir his bırakıyordu insanın üzerinde. O, kapılması kolay ama elde edilmesi zor bir adamdı. O, nefret etmesi kolay ama savaşması, yenmesi zor bir adamdı.

Odasından çıkmış salona doğru ilerlerken Ateş Bey'in sesini duyunca yönünü değiştirerek mutfağa doğru ilerledi. İki katlı bu evde Ateş Bey üst katı tamamen genç adamın kullanımına bırakmıştı. Yatak odası, katın tamamını kaplayacak şekilde oluşturulmuştu. Çalışma odası, yatak odası, banyosu, küçük çaplı spor odası ve kıyafetlerinin bulunduğu giyim odası tamamen ayrı gibi dursa da aslında iç içeydi. Merdivenlerden çıkılınca sağda duran kapı yatak odasına açılırken diğer odaların kapıları yatak odasının duvarlarına konumlandırılmıştı. Aynı zamanda çalışma odasından da doğrudan banyoya açılan bir kapı vardı. Dolayısıyla genç adam yatak odasına girdiği an bir daha kimseyle karşılaşma riski olmadan istediği şekilde dolaşabiliyor, sporunu yaptıktan sonra doğrudan banyosuna ulaşabiliyor ya da istediği an çalışma odasına girip işlerini halledebiliyordu.

Alt katta ise mavi ve beyaz renklerinin hâkim olduğu geniş bir salon, Ateş Bey'in çalışma ve yatak odası ile mutfak bulunuyordu. Evin temizlik, yemek gibi işlerini yapması için tuttukları Yeliz Hanım ise bahçeden mutfağa bağlantılanan müştemilatta kalıyordu.

Yeliz Hanım ile derin bir pazarlık içerisinde olan Ateş Bey ilk etapta genç adamın mutfağa geldiğini fark etmese de Yeliz'in yüzünde oluşmaya başlayan tebessümü görünce anlamış oldu arkasında birinin olduğunu ve tabi o kişinin kim olduğunu da... Yakalanmış olmanın verdiği sinirle, genç adamın bir şey söylemesine izin vermeden "Ooo paşam! Uyanabildiniz mi sonunda! Bir an toplantıyı boş verdiğinizi ve güzellik uykunuzdan feragat edemeyeceğinizi düşünmüştüm de ben," dedi, konuyu değiştirme çabasıyla.

Karşısındaki yaşından çok daha dinç duran adamın blöfünü görse de "Uyandım Ateş Bey. Hiç merak etmeyin sizi o aç kurtların arasına asla tek başınıza göndermem," diyerek adamın oyununa eşlik etti. "Yeliz Hanım, varsa bir çayınızı içerim, siz de o sırada Ateş Bey'in ısrarla getirmenizi istediği şeyin ne olduğunu anlatır hatta mümkünse önüme getirirsiniz dimi?"

"Höst haytaya bak! Ne zamandan beri kendi evimde yediğimin içtiğimin hesabını verir oldum ben?"

"Yaklaşık 10 gün önce saklamış olduğunuz Checkup sonuçlarını öğrendiğimizden beri olabilir mi acaba? Ah pardon saklamamıştınız sadece 5 aydır uygun bir zaman bulamamıştınız söylemek için öyle dimi?" diyerek bıyık altından gülse de aslında Ateş Bey'in checkup sonuçlarının kendilerine söylendiği gibi iyi olmadığını öğrendiğinde yaşadığı endişe hiçbir şeyle ölçülemezdi. Bu hayatta her şeyini kaybetmişken tutunduğu dal olmuştu Ateş Bey onun. Şimdi onu da kaybederse aldığı nefesin, yaşadığı hayatın ne anlamı kalırdı ki? İçine girdiği kasvetli havayı dağıtmak için kafasını şiddetle iki yana salladıktan sonra ne zaman konduğunu fark etmediği çayından bir yudum aldı.

"Hadi bakalım koca kurt savaş meydanını boş bırakmaya gelmez. Kazanılması gereken bir zaferimiz var!"

"Bırak zevzekliği de söyle Harun'a hazırlasın arabayı."

Hiçbir şey söylemeden yüzünde hafif bir tebessüm ile ayrıldı mutfaktan. Ama evin kapısından çıktığı an dikleşen omuzları, düz bir çizgi halini alan dudakları ve buz mavisi gözleri ile görenin kanını donduran o soğuk duruşuna bürünmüştü.

Daha sesini çıkarmadan "Arabanız hazır Azad Bey, Ateş Bey'i beklemeden mi çıkacağız. Yoksa kendileri de gelecekler mi?" diye soran Harun ile göz göze geldi. Adamın koyu kahve gözlerine diktiği gözleri verdiği tek cevaptı. Arabanın arka koltuğuna yerleşip bekledi.

Ateş Bey, onun tam aksine yüzünde babacan bir tebessüm ile çalışanların hepsini selamlayıp Harun'un da omuzunu hafifçe sıktıktan sonra oturdu genç adamın yanına. Araba hareket edene kadar tek laf etmeseler de ev görüş açılarından kaybolunca tutamadığı kahkahası ile "Yazık be oğlum, adamlar korkundan nefes alamaz hale geliyorlar, bari zavallı Harun'a acı da o dondurucu bakışlarını çocuktan uzak tut," dedi.

Taviz vermeyen bir ses ile "O da o ahmak sürüsünün önünde zevzeklik edip asabımı bozmasın!" dese de kendisi de en az Ateş Bey'in sevdiği kadar seviyor, güveniyordu Harun'a.

Toplantının yapılacağı şirketin önünde duran araçtan inerlerken Ateş Bey'e önden gitmesini söyleyip kendisi Harun'a yaklaştı ve varla yok arası bir ses ile "Dua et Harun. Ayrıca evine gidip karın ve kızınla vakit geçir, bugün izinlisin," diyerek bahçedeyken sergilediği sert tavır için olan üzüntüsünü göstermiş oldu genç adama.

"Başaracağınıza eminim Azad Bey. Sonrasında sizi güvenli bir şekilde evinize ulaştırmak üzere burada olacağım. Her zaman..." diyerek bir baş selamı verip arabaya geri bindi, Harun.

Azad, minnetini gösterir bir şekilde gözlerini kapatıp kısa bir süre için sıktıktan sonra arabaya arkasını dönüp şirkete doğru ilerlerken içinden 'Benimlesin dimi annem? Cennetten duaların benimle... Ve ben senin duaların ile başaracağım. Senin için başaracağım!' dedi. Son kelimesi ile duruşu sanki mümkünmüş gibi daha da dikleşmiş şirketten içeri ilk adımı atmıştı.

***
Not: Gözünüze çarpan herhangi bir hata ve / veya eksik konusunda yorum yapmaktan çekinmeyin, lütfen. Sizler açıkları söyleyin ki ben daha iyisini yapabileyim, dimi? :)

Okuyan herkese teşekkürler ~~

Sosyal medya:
Aslı Yılmaz'dan Hikayeler -MyReaL-
https://www.facebook.com/groups/1483907988572435/ (Bu grupta yalnız kadın okuyucular var:))
https://www.facebook.com/MyRealAsliYilmaz/
https://instagram.com/myreal03/
https://twitter.com/MyReaLAsli
https://www.wattpad.com/user/MyReaL
https://ask.fm/MyReaL03

Kocaman Sevgilerimle,


31 Mayıs 2016 Salı

Hikayem: Karanlık Ruhlar - Tanıtım ~~

Selamlar Millet! (:

Bilenler vardır elbet! Ben bir süredir Wattpad'de yazıyorum ama burada paylaşmıyorum. Düşündüm dedim ki yıllardır benimle olan canım blogumun nesi eksik? Niye orada paylaşıyorum da burada paylaşmıyorum?

Veee henüz yayınlamaya devam ettiğim hikayem Karanlık Ruhları blogumunda da yayınlamaya karar verdim! (:
Bu süreçte Wattpad üzerinden okuyup oyları ve yorumları ile destek olmak isteyenler için hikaye linki;
https://www.wattpad.com/story/56647691-~~karanl%C4%B1k-ruhlar~~


Tanıtım:

Biri karanlık bir gecede açmıştı gözlerini dünyaya, 
biri yaşadığı baharın en güzel gününün ardından tanışmıştı karanlıkla,
diğeri ise hep karanlıkla var olmuş, onunla çoğalmıştı.

Onlar, ruhları karanlıkla kavrulmuş üç yaralı ruh Aymira, Azad ve Barlas...

Karanlığın içinde yitip gitmek de önüne çıkan minik parıltıları toplayıp yolunu aydınlatmak da kendi elindeydi insanın.

Peki ya onlar? Kendi yıldızlarını yaratabilecek miydi?

Yoksa her biri karanlık kuytu bir köşede yitip gidecek miydi?  


Şimdiden keyifli okumalar! (:

Kocaman Sevgilerimle,

30 Mayıs 2016 Pazartesi

MyReaL Röportajda! - Zeynep Saraç ~~

Selamlar Millet!

Görüşmeyeli nasılsınız bakalım? :) Biliyorum dünden sonra beni çok özlediniz veee hepiniz heyecanla bu röportajı beklediniz. Eh ben sizi bekletir miyim, hiç? Hemencecik yayınlıyorum işte röportajı da.

Ama önce etkinlik planımız;
27 Mayıs: Ön Okuma - Esra Nazenin Özdemir
28 Mayıs: Okur Yorumları - Esra Nazenin Özdemir
29 Mayıs: Yorum - Bendeniz (:
30 Mayıs: Zeynep Saraç ile Röportaj - Bendeniz
31 Mayıs: Yorum - Esra Nazenin Özdemir
01 Haziran: Yorum ve Alıntılr - Uğur Böceğinin Kitaplığı


Veee karşınızda röportajımız :)

1. Standart bir giriş yapsak ve çok da özele girmeden sorsak: Zeynep Saraç kimdir? Hikâyelerini yazarken neler yaşamıştır? Bu konudaki gelecek planları ve hayalleri nelerdir? Şöyle kısacık kısacık, merak giderici minik cevaplar alsak mesela :)
Evli iki çocuğu ve eşi ile beraber Kuşadası'nda yaşayan, okumayı ve yazmayı çok seven bir anne diyelim çünkü çocuklar söz konusu olduğu zaman tüm roller, hobiler ve istekler ya geri planda kalıyor ya da bir süreliğine ertelenebiliyor. En azından benim için öyle.
Hikayelerimi yazarken gözlemlerimi ve empati duygumu ön plana çıkarmaya özen gösteriyorum. Gerisi bir şekilde kalemden dökülüyor zaten. Bu konuda gelecek planlarım yok akışına bırakmak diyelim. Tek hayalim kalemimin samimiyetini kaybetmemesi. Çünkü ben bir okur olarak okuduğum  kitaplarda en çok samimiyet duygusunun bana geçip geçmediğine dikkat ederim. Ben de okurlarımın kalbine giden yolun bu duygudan geçtiğine inanıyorum.

2. Ceylan’ın kurgusu bir anda mı çıktı ortaya yoksa yazdıkça mı şekillendi?
Ceylan'ı Bir Parça Masal'ı yazdığım sırada yazmaya başladım. Oradaki sahnelerin bir tanesinde yan karakter olarak Çağrı Mert'i eğlenceli bir yan karakter olarak yazmıştım. Hem okurlarımdan hem de arkadaşlarımdan bir tanesi olan ve yazdıklarımı ilk günden beri okuyarak hep yanımda olan Sibel benden Çağrı'ya bir hikaye yazmamı istedi. Ben de o karaktere ancak komedi türünde bir şeyler yazılabileceğini ve bu türü hiç denemediğimi söyledim. Sibel yazabileceğime inandığını ve okumak istediği konusunda çok tatlı bir ısrarda bulununca ben de tamam o zaman dedim ve aklımda kurgunun temel öğelerini oluşturarak yazmaya başladım. Ceylan'ın çok fazla içimizden  bir karakter olmasını istedim ve aldığım bir çok yorumda onu kendisine benzetenleri okuduğum zaman çok mutlu oldum. Yazdıkça da şekillendi. Zaten benim kurgularımda bir iskelet vardır ve olaylar onun üzerine gelişir ve şekillenir. Sahneler o an bilgisayara oturduğum zaman çıkar ama kurgunun ana hatlarından asla ayrılmaz.

3. Malakan nasıl ortaya çıktı? Açıkçası okuyucular olarak biz bu kelimeyi çok benimsedik. J
Bu bir sır olarak kalsın. Ama benimsemiş olmanız beni çok mutlu etti.

4. Ceylan’da Çağrı ve Ceylan çifti ne kadar ön planda ve eğlenceli olsa da Fırat’la içimizi yaktığın gerçeği var bir de. Onları ne zaman okuruz? Minicik de olsa bir spoiler alabilir miyiz?J
Fırat ve İlknur Ceylan gibi komedi ögeleri içermeyecek. Minicik bir spoiler derseniz onların hikayesinin orada göründüğü gibi olmayacağını söyleyebilirim.

5. Bugüne kadar birçok hikâye yazdın. Ve ben seni ilk hikâyelerinden beri okuyan bir, çok havalı okurum. Bunu da buradan söyleyip havamı atayım tekrar J Peki bu karakterlerden "Yerinde olmak istemezdim," dediğin karakter hangisi ve neden?
Evet Aslı senin her hikayemde en başından beri benimle olduğunu biliyorum. Senin gibi olan okurlarımın hepsinin ismini tek tek biliyorum. Bir çok karakterimle ilgili ben de bunları yaşıyorum abla tarzında yorumlar aldığım için bu soruya cevap verirsem onları incitmiş olacağımı düşünüyorum. Ama elbette, dürüst olmak gerekirse  yerinde olmak istemezdim dediğim bir karakterim var. Tabi bu söylediğim diğerlerinin yerinde olmak isterdim anlamına gelmesin. Buraya gözü yaşlı ve gülen bir emoji bırakıyorum. Karakterlerimi yazar ve hikayelerinde bırakırım.

6. Peki, kendini en yakın hissettiğin karakter hangisi?
 Bu çok zor bir soru Aslı. İyisiyle kötüsüyle hepsini ben yazdım ve hepsini seviyorum. Ama yazarken en zorlandığım karakter Rüya'ydı. Çünkü fazla sessiz bir karakterdi. Resmen kalemimle kavga ettim karakterin özelliklerini bozmamak adına.

7. Çağrı, Ceylan’a ilk ne zaman âşık oldu diye sorsam çok mu şey sormuş olurum acaba? J
 Tekneye ilk gittikleri zaman Ceylan ağladığında 😊

8. İlk yazmaya başladığın zamanlarda kitap çıkaracağını ve bizler gibi birbirinden tatlı okuyuculara sahip olacağını hayal ediyor muydun? Ve ne zaman yazmaya başladın?
İlk yazmaya başladığımda değil kitap çıkarmayı düşünmek yazdıklarımı tekrar okumaya bile gerek duymuyordum. On beş yaşındaydım ve sarı sayfaları olan bir deftere denemeler yazıp kapatıyordum ve bunu yapmak çok hoşuma gidiyordu. Öylesine yazıyordum diyelim. Su içmek gibi, içiyorsun ve susadığın zaman bir bardak daha içiyorsun.  Ben de öyleydim. Yazıyordum ve yazmaya ihtiyaç duyduğum zaman bir sayfa daha çeviriyordum.

9. Geçmiş zamanlarda yaşamış ve çok sevilen o eserlerden birini yazmış olsaydın hangi kitabın yazarı olmak isterdin? Neden o kitap?
Ben yazmış olmak isterdim diye düşünmedim hiç ama  o kitabı Dostoyevski gibi bir kalem, akıl ve zeka yazdığı için bu kadar eşsiz olduğunu düşünmüşümdür hep. Suç ve Ceza'dan bahsediyorum. En sevdiğim kitap odur. Neden o kitabı sevdiğimi sorarsanız; bir okur olarak sadeliğin gücünü o kitapta fark ettiğimi söylenilirim. Elbette bu söylediğim konu o kitap hakkında söylenebilecek yüzlerce konudan sadece bir tanesi ama benim için en önemlisi. Bir de Raskolnikov'ı çok yönlü bir şekilde anlatan güçlü kalemi var ki o kalemin en etkili kaynağının Dostoyevski'nin zekası olduğunu düşünüyorum.

10. Burada bir de gizlice Gri ve Mavi hakkında da spoiler alabilir miyim acaba ki? J
Gri Mavi hakkında vereceğim tek bir spoiler bir sürü spoiler anlamına gelebileceği için susmak istiyorum Aslı'cım. Ama şöyle bir şey söylebilirim ; finali okuduktan sonra kitabı bir daha finali bilerek okumak isteyenler olabilir ki bu yorumu bir çok okurumdan daha şimdiden duyuyorum.


Aşağıya sevgili Zeynep Saraç (Zeynep ablacığımın) sosyal medya hesaplarının linklerini bırakıyorum. Merak edenler takibe almayı sakın unutmasınlar! :)
Facebook: https://www.facebook.com/profile.php?id=100008641959598
Wattpad: https://www.wattpad.com/user/ZeynepSarac_
İnstagram: https://www.instagram.com/z.p.sarac/


Huzur, mutluluk ve keyif dolu bir hafta dilerim herkese. Sevgi ve dostluk hep sizinle olsun!

Kocaman Sevgilerimle,

29 Mayıs 2016 Pazar

Okudum Bitti - CEYLAN / ZEYNEP SARAÇ ~~

Selamlar Millet!

Bu defa yeppp yeni bir şey ile karşınızdayım :)
Çok sevgili Esra Nazenin Özdemir ve  Uğur Böceğinin Kitaplığı ile Wattpad sayesinde tanıştığımız ve kalemini çok sevdiğimiz sevgili Zeynep Saraç'ın ikinci kitabı Ceylan için bir okuma etkinliği düzenlemeye karar verdik! Akabinde de gerekenleri yaptık! (:


Üstelik etkinlik sonrasında İnstagram hesaplarımızdaki çekilişe katılan bir kişiye kitap hediye edilecek! (:
Buradan çekiliş için sponsor olan yayınevine bir kez daha teşekkür ediyorum. :)


Aşağıdan etkinlik planımıza ulaşabilirsiniz.
27 Mayıs: Ön Okuma - Esra Nazenin Özdemir
28 Mayıs: Okur Yorumları - Esra Nazenin Özdemir
29 Mayıs: Yorum - Bendeniz (:
30 Mayıs: Zeynep Saraç ile Röportaj - Bendeniz
31 Mayıs: Yorum - Esra Nazenin Özdemir
01 Haziran: Yorum ve Alıntılr - Uğur Böceğinin Kitaplığı


Şimdi de yorumumdan önce her zaman olduğu gibi öncelikle tanıtım bülteni sizlerle :)
"Demek pembe laleleri seviyorsun? Bunu öğrendiğim iyi oldu."
Bu cümleleri, birçok kızın hayalini süsleyen, zengin, yakışıklı ve reddedilemez Çağrı Mert Karahanlı'nın ağzından yalandan da olsa duyabilmek neredeyse imkânsızdı. Ama Çağrı, daha önce birlikte olduğu kızların hiçbirine benzemeyen Ceylan'a çoktan söyledi bile. Ceylan ise ukala, sinir bozucu ve laf anlamaz diye nitelendirdiği Çağrı'yı gözü kapalı reddetti. Hem de onun inkâr edemediği çekiciliği ve karşı koymakta zorlandığı harika gülümsemesine rağmen...

Sizce, babaannesinin dizinin dibinden bir adım bile ayrılamayan Ceylan'ın aklında neler var? Oysa ne istediğini çok iyi bilen(!) Ceylan'ın hayatı, bambaşka sebepler yüzünden, bu aralar gerçek anlamda bir kâbusa dönmek üzere. Peki, hazır beyaz atlı prens de kulenin önüne, onu almaya gelmişken Ceylan neden saçlarını ona uzatmadı? Yoksa bambaşka düşünceleri ve masum planları mı vardı?
Bir dakika!

Onun masum planlarına karşın kader de ağlarını örüyor olmasın! Hem de onları, hiç kimsenin ummadığı ve beklemediği olaylarla sarmalayarak...


Veee geldik MyReaL'ın o çokkk meşhurrrr yorumlarından birine :)

Ceylan: Nam-ı diğer Malakan! :)
Çağrı Mert Karahanlı: Nam-ı diğer Kötü Ceo! :)

Ceylan, aslında tür olarak Romantik Komedi diye anılsa da bence özellikle kadınlara çok güzel bir mesaj veriyor. Yani olay sadece komedi değil. Satır aralarında ve ana fikirde gizli mesajlar var...
Hani "İstemek başarmanın yarısıdır" deriz ya hep işte bu kitap, bize isteyen ve savaşan kadının ne olursa olsun başardığını gösteriyor.

İnanılmaz baskıcı bir ailenin içinde büyüse de sonunda istediğini elde eden ve çevresindekileri çok iyi yöneterek, farklı bakış açıları kazandırmayı başaran bir kadın Ceylan. Hem kendi hayatını hem de çokça sevdiği biricik abisi Fırat'ın hayatını kurtarıyor hatta. Ah evet Fırat'ın da kendine ait bir hikayesi var ve ben onu da okumak için inanılmaz derecede sabırsızım. Sevgili yazara duyurulur :))

Neyseee gelelim kitabı bu kadar çok sevmiş olmamın bir diğer sebebine; İçten içe ana karakteri kendime çok yakın hissetmem. Evet, benim ailem okulu bitsin de birini bulup evlendirelim triplerine girmedi. O konuda Ceylan'cığımdan şanslıyım -:)- ama ben de Doğulu bir ailede doğmuş olmanın çilesini çektim uzunca bir süre. Ama yine de yılmadım. Doğru olduğuna inandığım şeyleri yapabilmek ve elde edebilmek adına her türlü savaşı verdim ve şu anda olduğum yere gelmeyi başardım. Eh tabi hayatıma giren herkese de her ne olursa olsun umudunu kaybetmemesi gerektiğini anlattım.

İşte bu güzel romantizm ve komedi dolu kitap da mizahla birlikte çok güzel bir mesaj gizli. Yazar; hayattan ne istediğini bilen ve bu uğurda savaşıp kazanan bir kadın aracılığıyla bizlere diyor ki; savaşmaktan vazgeçmeyin, güçlü olun ve kendinize güvenin...

Özellikle kadınlar bu kitabı mutlaka okumalılar bence! ;)

Ve sevgili Wattpad okuyucuları; Hikaye Wattpad'de yayınlandığı halinden çok çok farklı. O yüzden sakın zaten Wattpad'de okumuştum demeyin. Orada her şeyi Ceylan'ın penceresinden okumuştuk ama kitapta Kötü Ceo Çağrı Mert Karahanlı da giriyor devreye. Nedenini bilmiyorum ama ben genel de erkek karakterlerin ağzından yapılan anlatımları daha çok seviyorum. O yüzden kitap ayrıca bir artı puan da aldı benden :)

En başından dediğim gibi ben Wattpad'de okurken de inanılmaz keyif almıştım ama kitap olarak okumak çok çok daha keyifli ve güzeldi. Dilerim ki Zeynep Saraç imzalı tüm diğer hikayeler de kitap kokusuna karışır. Puanıma gelecek olursak vermiş olduğu mesaj dahi 5 vermem için yeterli bence :)

Son olarak sevgili Arunas Yayıncılık'ı da tebrik etmek istiyorum. Uzun zaman sonra elime aldığım en temiz kitaplardandı. Açıkçası ben herhangi bir hataya denk gelmedim. Ayrıca sayfalar, baskı, kitap kapağı ve cildi çok kaliteli ve özenliydi. Umarım bu durum hep böyle devam eder...


Kitaplarla dolu güzel bir pazar dilerim herkese.

Kocaman Sevgilerimle,

MyReal


18 Mayıs 2016 Çarşamba

Okudum Bitti - SİYAH DAMAR / TARRYN FISHER ~~

Selamlar Millet! (:

Yine ben geldimmmmmm. Vee yine son zamanlarda aşık olduğum hatun Tarryn Fisher ile geldim *-* Galiba bu durum bir süre daha böyle devam edecek. Çünkü kadın yazıyor arkadaş! :) 


Lafı çok uzatmadan tanıtım bültenine geçiyorum; 

Münzevi yazar Senna Richards otuz üçüncü yaş gününün sabahına uyandığında her şey değişmiştir. Kendisini elektrikli tel örgülerin ardındaki bir kafese tıkılmış ve karların ortasındaki bir eve kilitlenmiş olarak bulan Senna'nın, neden kaçırıldığını öğrenmek için kendisine bırakılan ipuçlarını takip etmekten başka şansı yoktur.
Özgürlüğünü geri istiyorsa, dönüp geçmişine bakmak zorundadır. Fakat geçmişi aslında hâlâ hayattadır... Ve onu kaçıran kişi de bulunacak gibi değildir. Kurtuluşu pamuk ipliğine bağlı olan Senna, kısa zaman içinde tüm bunların bir oyun olduğunun fark edecektir. Hem de çok tehlikeli bir oyun.
Ve sadece gerçek onu serbest bırakabilir.


Veee geldik benim yorumuma;

Tarryn'ın anlatımını ne kadar sevdiğimi, ne kadar benimsediğimi diğer sosyal medya hesaplarımı takip edenler beş bin kere duydular zaten. O yüzden daha fazla tekrar etmeyeceğim :P
Ama kadın gerçekten güzel yazıyor, ben n'apayım :) 

Senna, bir kadının hatta bir insanın yaşayabileceği en iğrenç şeyleri yaşıyor ne yazık ki. Terk ediliyor, tecavüze uğruyor, göğüs kanseri oluyor ve en son bir eve kapatılıyor!

Annesi tarafından çok küçük bir yaşta terk edildiği yetmiyormuş gibi yıllar sonra bir de sevdiği(ni sandığı) insan tarafından da terk ediliyor ve asıl ruh eşi karşısına çıktığında bilinç altının oynadığı oyunun farkına varamadan onu hayatından kovuyor. 
Sonra bir gün gözlerini buz gibi bir odada açıyor. O odaya nasıl geldiği, nerede olduğu, yalnız olup olmadığı tamamen meçhul... Olaylar da tam olarak o andan sonra başlıyor aslında. Geriye dönüşler, hikaye içinde yer alan başka hikayeler, akıl oyunları ve daha nicesi...

Bazı kişiler şimdiki zamanlı anlatımları sevmezler, bazıları da geri dönüşlerin çok fazla olduğu, takip edilmesi gereken çok fazla olayın olduğu kitapları. Açıkça söylemek gerekirse Grey'i okumaya çalıştığım zamanlarda ben de şimdiki zamanlı anlatımdan iğrenmiştim. Ama Tarryn nasıl yapıyorsa beni ele geçirebiliyor. Kitabı okurken adeta onunla bütünleşiyorum. Senna'nın hisleri, uyanışları, çırpınmaları hatta soğuktan donuyor olması. O satırları okurken iliklerime kadar o soğuğu hissettim diyebilirim. Onunla birlikte korktum. Onunla birlikte gerçeği fark ettim ve onunla birlikte ters köşe oldum. 
Evet, kitabın sonunda oyunu başlatan kişiyle ilgili çok fena ters köşe oldum, yalan yok! :)) Eminim bu konuda yalnız değilim. Olmamalıyım yane! :))

Aşağıya beni çok etkileyen birkaç alıntı bırakıyorum. Aslında çok daha fazlası var ama ben sadece birkaç tanesini paylaşacağım! :))
"Korku
Korku
Korku"

"Eğer bir tanrı olsaydı," dedim, " benden nefret ettiğini çok rahat bir şekilde söyleyebilirdim.  Çünkü hayatım kötü olayların bir özeti gibi. Hayatına ne kadar insan dahil edersen, o kadar kötülük dahil edersin."

"Hayatının aşkıyla, ruh eşin arasındaki fark ne?
Biri seçim, diğeri değil."

"İnsanlar başka birinin ağırlığını taşımak için yaratılmamışlardır. Daha kendimizi zor taşıyoruz."
"Belki de başka birisinin ağırlığını taşımak, kendi ağırlığımızı biraz olsun hafifletiyordur."

"...Söylemediğin her şeyi duydum. O kadar yüksek sesliydi ki görmezden gelemedim. Sessizliğin, Senna. Sessizliğin çok yüksek sesli."

"Bir sevdaya takılıp kalmak ise tamir etmesi gerçekten çok zor bir durumdu. Kanser gibi, diye düşündüm. Tam ondan kurtulduğunuzu düşündüğünüzde geri teper." 

"Güvende olan kimdi? Hiç kimse. Dünyada hiçbir zaman güvende olmayacağımızı garantileyen çok fazla kötü şey vardı." 

"İnsanlar yalan söyler. Sizi kullanır ve yalan söylerler. Ve bunları nasıl sadık olduklarını ve sizi asla terk etmeyeceklerini anlatırken yaparlar. Kimse böylesine bir söz veremez, çünkü hayat mevsimlerden ibarettir ve mevsimler değişir. Değişiklikten nefret ederdim. Değişikliğe güvenemezsiniz, güvenebileceğiniz tek şey değişimin gerçekleşeceği gerçekliğidir. Ama bu gerçekleşene kadar ve siz öğrenene kadar onların aptalca ve saçma sözlerine inanırsınız. İnanmayı seçersiniz, çünkü inanmaya ihtiyacınız vardır." 

"Bağlı hissettiğiniz ilk insan annenizdir. İki atardamar ve bir damardan oluşan bir kordonla bağlanırsınız. Sizinle kanını, sıcaklığını ve hayatını paylaşarak hayatta kalmanızı sağlar. Doğduğunuz zaman doktor o kordonu kestiğinde yeni bir şey şekillenir. Duygusal bağınız."

~~
"Sen benim gerçeğimsin, Isaac. Beni özgür kılan sensin. Hepimiz öleceğiz. Ama ilk ben öleceğim. Ve hayatımın en son saniyesinde aklımda sen olacaksın."
~~


Neyse efenim, kısacası Siyah Damar'ı da İlik'i sevdiğim kadar sevdim ve herkese tavsiye ederim. Puanım da tabi ki de 5! (:
Keyifli, huzurlu günler, mutluluk hep sizinle olsun! :*

Kocaman Sevgilerimle,


MyReal